[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  05-03-2021 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 77 (4) }
| Devrimci BültenAKP REJİMİ VE ERMENİSTAN-AZERBAYCAN SAVAŞI ÜZERİNE
Kemal Erdem


I-Giriş

Erdoğan ve AKP’nin en ilginç özelliklerinden bir tanesi, iktidarının belirli bir döneminden itibaren, tarihin dolabında dondurulmaya terkedilmiş bazı sorunları, dondurucudan çıkararak bunlara yeni bir biçim vermek istemesidir. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu da bunlardan birisini oluşturmaktadır. Türkiye’nin desteği olmasaydı, Azerbaycan Ermenistan karşısında bu kadar cüretli hareket edebilir miydi ? Ama işin ilginç tarafı, birlikte hareket ediyor gibi görünen Türkiye ile Azerbaycan’nın birlikte hareket edemeyeceği ya da bu işbirliğinin çok sınırlı olacağıdır. Hem Azerbaycan’nın hem de Türkiye’nin farklı politikaları söz konusudur ve bu politikalar belirli bir noktadan sonra ayrışmak zorundadır.

 Türkiye’nin Azerbaycan aracılığıyla Kafkasya’yı kaşımak istemesinin politik amacıyla, Azerbaycan’nın Dağlık Karabağ’ı tekrar ele geçirmesinin politik amacı farklıdır. Bu farkı anlayabilmek için hem Dağlık Karabağ sorununun hem de Azerbaycan ile Ermenistan’daki iktidarların arka tarihsel yapılarını anlamak gerekmektedir.

İlham Alivey babası Haydar Aliyev’in politikasını devam ettiren bir politika izlerken, AKP rejimi, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra 1990’ların başlarında Türkiye’nin bölgede geçici olarak izlediği Kafkasya ve Orta Asya’da nüfuz geliştirme politikasına tekrar geri dönmüştür. İşin ilginç tarafı bu politikaya en büyük darbeyi ise zamanında Azerbaycan’da, Türkiye’nin nüfuzunda olan Turancı Ebulfez Elçibey’i deviren Haydar Aliyev vurmuştur.

Hem İlham Aliyev’in hem de Azerbaycan’nın “Tek millet iki devlet” söylemine karnı toktur. İlham Aliyev kendi iktidarı için en büyük tehlikenin Türkiye’den geleceğini çok iyi bilmektedir. İlham Aliyev Dağlık Karabağ’ı tekrar ele geçirmek için Türkiye’nin desteğine ihtiyacı bulunmaktadır ama “AKP-MHP koalisyonu” Ermenistan karşısındaki desteği Azerbaycan iç politikasında bir nüfuz elde etme ve bunu zamanla Aliyev’i devirme politikasına bağlamak istemektedir. Karşılıklı olarak hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’nın birbirlerini farklı politik amaçlar için kullanması söz konusudur.

AKP rejimi, ABD ile Rusya-Çin arasındaki küresel rekabette, sürekli olarak Rusya ve Çin aleyhine yayı germekte ve bu yayı gerecek unsurlara ve olaylara sürekli el atmakta ve de kaşımaktadır. Ama ilginç bir şekilde bu olayları ve unsurları da bölgesel ölçekte birbirlerine bağlamakta ve de bunların sinerjisinden oluşan bir el yükseltme ya da pazarlık politikası oluşturmaktadır. Bu pazarlık politikasının asıl hedefi ise, ABD ile Rusya-Çin  arasındaki küresel rekabete belirli bir politik stres yüklemektir.

Bu politika birbirlerini tehlikeli bir şekilde besleyen ikili bir yapıya sahiptir : Bir yanda iç politikada iktidarın konsolidasyonuna yönelik olup, öte yandan da ABD ile Rusya-Çin arasındaki rekabeti kızıştıran bir yapıya sahiptir. Ama bu politikanın en büyük tehlikesi, bir gün germe marjının kalmayarak bir kırılma noktasına evrilmesi ve  küresel politik dengeyi kökünden sarsacak (ki bu yeni bir dünya savaşı olur) bir sürecin kapısını aralamasıdır.

Erdoğan ve AKP’nin ilginç bir şekilde Kafkasya’dan başlayarak İran, Irak, Suriye ve Libya ile Doğu Akdeniz’e kadar olan hatta uyguladığı politika hem ABD ve müttefiklerini hem de Rusya ve müttefiklerini yakından ilgilendirmektedir. Bu politikalarla birlikte “topluca bir emperyalist kampa intibak edilmesi” ise yeni bir sürecin kapısını aralayacaktır.

Ama önce Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorununun kısaca arka tarihsel planına bakalım. Çünkü bu arka tarihsel plan, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin gerçek doğasını bize verecektir.

II-Sorunun Arka Tarihsel Planı

1980’lerde SSCB’nin merkezi yapısının M. Gorbaçov döneminde iyice zayıflamaya başlamasından sonra, SSCB’yi oluşturan milliyetler, kendi sınırlarını ve politik etkilerini genişletmeye başladılar. Bu temelde 20 Şubat 1988’de Yukarı-Karabağ Sovyeti (çoğunluğu Ermenilerden oluşur) Sovyet Ermenistanı ile birleşmeyi kabul eden bir oylama yaptı. Azerbaycan buna çok sert tepki verdi. Çünkü Yukarı-Karabağ coğrafi olarak Azerbaycan’ın ülke sınırları içerisinde bir Anklav’dı yani Azerbaycan toprakları içerisinde bir ada biçimindeydi. Bu oylama Azerbaycan’daki milliyetçi unsurları harekete geçirdi ve Azerbaycan’da Ermeni katliamlarına neden oldu.

Ağustos 1990’da Ermenistan’daki seçimleri Ermeni Ulusal Hareketi (EUH) adlı parti kazandı ve Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etti. Rusya Ermenistan’ın bu hamlesine, Azerbaycan sınırları içerisinde bulunan Yukarı-Karabağ Anklav’ındaki Ermeni direnişinin ezilmesine, Azerbaycan’a destek vererek karşılık verdi. Karabağ’daki bazı yerleşim yerleri teker teker Azeri birliklerinin eline geçti. 23 Eylül 1991 yılında Rusya ve Kazakistan’ın gözetiminde Azerbaycan’ın sınırları içerisinde bulunan Yukarı-Karabağ’a otonomi statüsü verildi. Bu anlaşmadan yaklaşık üç hafta sonra yani 18 Ekim 1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti ve iktidardaki Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri Ayaz Mutalibov ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Ama burada ilginç bir durum söz konusudur. Yukarı-Karabağ’da güçlü olan politik hareket, Ermenistan’da iktidarda olan EUH değil Taşnak Partisi ’dir. (1) Taşnaklar, EUH’nin yani Ermenistan Hükümeti’nin kendilerinin de katıldığı ve onayladıkları 23 Eylül 1991 tarihli otonomi anlaşmasını onaylamasını istediler. Ermenistan hükümeti bunu reddederek 1992 yılının ortalarında Karabağ’ın tamamının işgali ile sonuçlanan bir askeri operasyon yaptı. Bu askeri operasyon sırasında yaptığı katliamlar (en önemlisi Hocalı katliamıdır) uluslararası kamuoyunda büyük tepkilere neden oldu.

Ermenistan’ın bu Karabağ saldırısı, Azerbaycan’da Ayaz Mutalibov’un (Rusya’ya daha yakın duruyordu) Cumhurbaşkanlığı’ndan düşmesine ve yerine Türkiye destekli Ebulfez Elçibey’in geçmesine neden oldu. A. Mutalibov’un düşmesine neden olan olaylar, Mayıs 1992’de Suşa ve sekiz gün sonra da Laçin koridorunun kaybedilmesiydi . Ama Hocalı katliamı ile birlikte bütün halk desteğini kaybetti ve 7 Haziran 1992’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığı’nı E. Elçibey’e bıraktı.

Böylece Türkiye Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) ve onun lideri E. Elçibey aracılığı ile Azerbaycan’ı kendi ekonomik, politik ve askeri nüfuzu altına alma olanağı elde etti. Türkiye Azerbaycan’daki Milliyetçi-Turancı işbirlikçileri ile Azeri petrollerinden büyük pay almayı umuyordu ama bununla birlikte de Azerbaycan aracılığı ile Kafkasya ve Orta Asya’nın kalbine doğru ilerleyerek buralardaki nüfuzunu arttırmış olacaktı ve yine Azerbaycan ile birlikte Ermenistan’ı dörtte üç oranında kuşaratak ve Gürcistan ile de anlaşarak Ermenistan’ın tamamen diz çökertilmesini ve kendilerine bağlanmalarını sağlayacaklardı.

Ama Türkiye ve Azerbaycan, bunun bu kadar kolay olmayacağını çok kısa bir zaman sonra göreceklerdi. Ermenistan, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakınlaşmaya, Rusya ile yakınlaşma ile karşılık vererek, Ankara-Bakü yatay eksenini, Moskova-Erivan-Tahran dikey ekseni ile kesmeye çalıştı.

İktidara gelen E. Elçibey, Karabağ’daki Azerileri de örgütleyerek, Karabağ Ermenilerinin merkezi olan Stepanakert’e saldırdı. Karabağ’ın yaklaşık yüzde kırklık bir bölümü tekrar Azeri birliklerinin eline geçti ve Ermeniler geri çekildiler. Bu saldırı sırasında Azerbaycan Rusya tarafından destek görüyordu çünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan bu dönem Amerikan yanlısı bir politika izliyordu ve bu durum Rusya’yı rahatsız ediyordu. Azerilerin Karabağ’da ilerlemeleri karşısında Ermenistan’da Savunma Bakanı değişti ve Vasken Manukyan, Vasken Serkisyan’ın yerine geçti ama bununla birlikte isteksiz bir biçimde de olsa Ermenistan Mayıs 1992 yılında “Manukyan Doktrini”ni kabul ederek Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’na girdi. Zaten Rusya’nın da istediği buydu. Ama yine bu dönemde EUH ile Taşnak Partisi arasında ilişkiler de gerginleşti ve Ter Petrosyan “KGB ajanı olduğu ve darbe planladığı” gerekçesiyle Taşnak Partisi Genel Sekreteri Hrayir Marukyan’ı bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlayarak Ermenistan’dan kovdu.

1992’nin sonlarından 1993’ün Mart ayına kadar olan geçici bir ateşkesin ardından savaş tekrar Ermeni kuvvetlerinin saldırısı ile başladı. Muhtemelen Rusya bu dönemde Azerbaycan’dan desteğini çekerek, Ermenistan’a daha yakın duruyordu. Nisan 1993 yılında Ermeniler Kelbecer reyonunu işgal etti ve Türkiye bunun üzerine Ermenistan sınır kapısını kapattı. Ermenistan kuvvetlerinin ilerlemesi sonucunda, Azerbaycan’ın Karabağ’ın etrafındaki yedi reyonu işgal edildi. Karabağ’ın dışında Azerbaycan toprakları içerisinde Ermenistan’ın bu ilerleyişi hiç kuşkusuz belirli bir politik stratejinin ürünü olarak gerçekleşiyordu. Amaç daha sonraki diplomatik görüşmelerde daha avantajlı bir konumda olmaktı.

Ermeni kuvvetlerinin Azerbaycan toprakları içerisinde bu ilerlemesi karşısında Türkiye, Azerbaycan’ın yanında savaşa dahil olacağı açıklamasını yaptı ancak Rusya’nın III. Dünya savaşı çıkar uyarısı karşısında geri adım atarak  olayları izlemeye başladı.  

Ermeni kuvvetlerinin ilerlemesi karşısında Azerbaycan cephesinde bozgunlar yaşanmaya başladı ve cephe komutanı Süret Hüseynov ile E. Elçibey arasında anlaşmazlıklar baş gösterdi. E. Elçibey’in S. Hüseynov’u görevinden almak istemesi karşısında, Haziran 1993’te Gence şehrinde S. Hüseynov liderliğinde Elçibey karşıtı bir isyan başgösterdi. Bu isyan karşısında Elçibey, Meclis Başkanı Haydar Aliyev’i Nahçıvan’dan Bakü’ye çağırdı. Bakü’ye Elçibey’e yardım için gelen H. Aliyev, Elçibey’e karşı tavır alarak, S. Hüseynov ile birlikte hareket etti ve Elçibey’in istifa etmesine neden oldu. Bunun üzerine Elçibey’in Cumhurbaşkanlığı yetkileri H. Aliyev’e geçti ve Ağustos 1993’teki hileli seçimleri H. Aliyev % 99 (!) ile kazandı. Azerbaycan’daki bu iç karışıklık (bir darbedir) sırasında Azerbaycan’ın Ağdam, Cebrail, Füzuli, Kubatlı, Zengilan reyonları Ermenistan’ın eline geçti.

Haydar Aliyev’in Süret Hüsyenov ile birlikte iktidarı ele geçirmesi (daha sonra bu ikilinin de arası açılacaktı), bir İngiliz-ABD-Rus işbirliğinin ürünüydü, ki Türkiye bu durumu hiçbir zaman içine sindiremedi. Süret Hüseynov Ruslardan destek görüyordu ve onların bıraktığı silahlar ile silahlanmıştı. Haydar Aliyev’e de İngiltere ile ABD destek veriyordu. 1993 yılının bu döneminde, İngiltere ile ABD, Boris Yeltsin’e içeride eski rejim yanlıları karşısında da destek veriyorlardı. Rusya’da parlamentonun B. Yeltsin’nin emriyle bombalandığı ve Yeltsin’nin iktidarın iplerini tamamen eline aldığı 1993’ün sonbaharında, Yeltsin ABD-İngiltere ya da kısaca NATO’dan destek görmüştü. Bu işbirliğinin Kafkasya’da devam etmesi ve Yeltsin’nin bu dönemde elinin güçlendirilmesi gayet normal ve mantıklıydı.

Türkiye’nin hayallerini süsleyen Azeri petrolleri, Haydar Aliyev’in iktidara gelmesiyle, ABD-İngiltere ve Rus şirketlerine akmaya başladı. Haydar Aliyev iktidara gelmesine destek veren ülkelerin şirketleri ile Eylül 1994 yılında yaklaşık 5 milyar Sterlinlik bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma “Yüzyılın Kontratı” olarak anılmaktadır.

İşte Türkiye’nin Azerbaycan’daki darbe faaliyetleri de bu andan itibaren başladı. Elçibey’e karşı yapılan darbe ile Azerbaycan’daki nüfuzunu kaybeden Türkiye, Azerbaycan’a karşı yeni bir politikayı devreye soktu. Bu politika ikili bir yana sahipti ama birbiriyle uyumlu olacak bir şekilde planlanmıştı. Bir yandan Türkiye, H. Aliyev yönetimi ile yakın ilişkiler kurmaya ve sürdürmeye çalışıyordu ve böylece orada kökleşmeye çalışıyordu. Öte yandan da oradaki Turancılar ile (bunlar Azerbaycan Halk Cephesi’nde örgütlenmişlerdi) H. Aliyev’e karşı darbe hazırlıyordu ve Azerbaycan’da politik durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyordu.

1994 yılında Rusya’nın dayatması ile Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir ateşkes anlaşması yapıldı ve Karabağ sorununun çözümü zamana yayıldı. Azeri saldırıları ile Ermenistan’ı korkutan ve güvenlik sorunlarını onlara “hatırlatan” Rusya, 1992 yılında Ermenistan’ın BDT’ye katılmasını sağladı. Böylece 1992 yılında Rusya ile Ermenistan arasında stratejik bir ilişkinin  temelleri atılmış oldu. Bunu elde ettikten sonra Rusya bu sefer, Ermenistan aracılığı ile Gürcistan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tehdit ederek (Gürcistan’da Güney Osetya ve Abhaz sorunu ile ve Azerbaycan’da Yukarı-Karabağ sorunu ile) onların BDT’ye katılmasını sağlamak istemiştir, ki daha sonraları bunu da başarmıştır.

Elçibey’in gidişinden sonra Eylül 1993’te H. Aliyev Azerbaycan’ı BDT’ye katmıştır ama Rusya’nın Azerbaycan’da asker bulundurmasına karşı direnmiştir ve hiç kuşkusuz bunu da İngiltere ve ABD’ye daha fazla yaklaşma tehdidi ile gerçekleştirebilmiştir. H. Aliyev iktidarda kalmasının, Rusya’nın çıkarlarını da belirli dereceye kadar tatmin etmekten geçtiğini iyi anlamıştı ve kendi çapında bir denge politikası izliyordu ve de bu denge politikası aracılığı ile kendisine manevra alanı açıyordu. Türkiye’nin kendisine darbe yapmasına karşın onun ile ipleri koparmamasının altında yine bu denge politikası yatıyordu. H. Aliyev birbirine rakip ne kadar devlet varsa onlarla yakınlık politikası izliyordu ve böylece seçenekleri fazla tutuyordu. Bir devlet üzerine fazla geldiği zaman diğerine yanaşmakla tehdit ediyordu ve böylece bütün devletler ile arasına bir mesafe koymayı başarıyordu.

H. Aliyev iktidara geldikten sonra, Rusya onu devirip kendisine daha yakın olan bir rejim kurmak için bir çok darbe tezgahladı ama her seferinde Aliyev bunları savuşturmasını bildi ve buna rağmen Rusya ile de ipleri koparmadı. H. Aliyev’in bu ince stratejisi biraz da koşulların dayatmasından kaynaklanıyordu. Rusya her ne kadar H. Aliyev’den rahatsızdıysa da kendi çıkarları açısından ondan daha kötü olacak bir iktidara da karşıydı. Yani tamamen bir devlete bağlı olacak (örneğin Elçibey gibi tamamen Türkiye’ye yanaşacak) ve böylece Aliyev’i aratacak bir iktidara da karşıydı. Onun için kötü bir seçenek ile karşılaşmaktansa varolan ile yetinmeyi de biliyordu.

Böylece Rusya 1994 yılına gelene kadar Kafkaslar’da nüfuzunu Ermenistan’dan Gürcistan’a ve Azerbaycan’a kadar tekrar arttırmış ve bunu da Güney Kafkasya’daki ülkeleri birbirine karşı kullanarak yapmıştır.

Bütün bu ilişkiler içerisinde Karabağ sorunu stratejik bir yere sahiptir ve bu sorunun çözümü Rusya’nın Kafkaslar’dan ve Orta Asya’dan uzaklaştırılmasına ve hatta uluslararası alanda zayıflatılması sorununa neredeyse göbekten bağlıdır.

III-AKP’nin Kafkasya ve Rusya Politikası

Türkiye sürekli olarak Rusya’ya farklı cepheler açarak (Suriye, Libya, şimdi de Azerbaycan) ve onu bölgesel ölçekte geniş bir cepheye yayarak zayıflatmaya çalışmaktadır. Ama çıplak bir gözle de görülebileceği gibi, Türkiye’nin Rusya ile bu rekabeti tek başına yapacak gücü yoktur. Rusya’ya sürekli farklı cepheler açmanın, ABD ile müttefiklerine Türkiye’nin bir göz kırpması olduğu ve Türkiye’nin onların yanında stratejik olarak yeralabileceği beklentisi oluşturmak olduğu çok açıktır.

Uzun zamandan beri ABD’nin ama son olarak da Trump yönetiminin AKP iktidarından bir NATO müttefiki olarak beklentisi bulunmaktadır: Denge politikasını bırakarak ABD ve müttefikleriyle tam stratejik ilişki geliştirme. Erdoğan bu beklentiyi ABD yönetimlerinde sürekli diri tutarak ve bunu da zaman zaman bölgede farklı politikalar çerçevesinde işbirliği noktaları (Suriye’de Fırat’ın doğusunda , Libya’da NATO desteği aracılığıyla General Hafter’in ilerlemesinin durdurulması gibi) oluşturarak yapmaktadır.

Erdoğan ve AKP, ABD ve Rusya arasındaki stratejik denge konumlanmasını bozmadan ve bu konumlanma aracılığıyla “küçük küçük kazanımlar elde ederek” ilerleme taraftarıdır. Bir kampa stratejik bağlanmanın kendi iktidarı için bir tehlike oluşturduğunu ve kısa bir zaman sonra yıkımına neden olacağını Erdoğan çok iyi bilmektedir. Erdoğan’ın bu stratejik denge konumuna en büyük tehlike Rusya’dan değil ama ABD’den gelmektedir. ABD Rusya gibi bu konumu artık kabul etmemekte ve değiştirmesi için baskı yapmaktadır.  İşte bu baskıya direnmenin yollarından bir tanesi de, ABD ve müttefiklerinin stratejik hedefleri doğrultusunda adım attığı izlenimi  oluşturmaktadır. Bu adımlar şimdilik taktik çerçeveye sahiptirler ama ABD’nin bu adımlarla yetinmeyeceği açıktır. Özellikle ABD seçimlerinden sonra hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin Türkiye’nin ABD’ye tam bağlanması için baskıları artacaktır.

Erdoğan Karabağ politikasıyla Kafkaslar’da nereye kadar gitmek istemektedir ?

Hiç kuşkusuz Erdoğan Rusya ile karşı karşıya gelmek istememektedir ve Azerbaycan’nın işgal edilen yerlerinin tekrar geri alınması politikasıyla yetinerek, bu cephedeki baskıyı (yine Libya’da da öyle)  Suriye’de,  Rusya’nın Esad rejimiyle kendi  üzerine fazla  gelmesini önlemek için bir baskı unsuru olarak kullanmak istemektedir. Ancak MHP faktörü işin rengini değiştirmektedir. MHP ise daha fazla ABD’ci ve anti-Rus bir yaklaşıma sahiptir ve  AKP’nin denge politikasına karşıdır ve de AKP’nin bu politikasının değişeceği beklentisi içerisindedir. Erdoğan denge politikası içerisinde, Devlet Bahçeli’nin bu beklentisini de belirli bir noktaya kadar tatmin eden politik manevralara ihtiyacı vardır. Azerbaycan’ın Karabağ politikasına desteğinin bir nedeni de bu olsa gerek. Ama AKP içerisinde MHP gibi düşünen bir politik kanadın olduğu (Mehmet Ağar-Süleyman Soylu ikilisiyle birlikte Pelikancılar) da bilinmektedir. Yine bunlara Savunma Bakanı Hulusi Akar da eklenebilir.

Erdoğan’ın AKP içerisinde denge politikası taraftarı olduğu ve bu politikanın en güçlü savunucusu olduğu kuşkusuzdur. Ama bu politika hem devlet içinde hem de AKP içinde ve yine müttefiği tarafından yani MHP tarafından baskı altına alınmış ve kuşatılmış durumdadır. Ağır ekonomik kriz ile AKP’nin seçmen tabanının erimesi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yüksek oy oranı isteyen yapısı da bu denge politikasını tehdit etmektedir. Şayet bu denge politikası iç ve dış etkenlerin birleşmesiyle yokolur ve ABD’ci kanat iktidar olursa ve Erdoğan bu mecraya sürüklenirse, ne Karabağ sorunu sınırlı bir sorun ne Suriye, Libya,Irak ve İran sorunları sınırlı sorunlar olarak artık kalırlar. Yeni dönem bu andan itibaren bölgede  “vekil örgütlerle nüfuz aramadan vekil devletlerle nüfuz aramaya” dönüşmüş olur.

Erdoğan’ın ince bir şekilde örmüş olduğu ama aynı zamanda pamuk ipliğine bağlı olan Rusya’ya karşı yayı germe politikasının geleceği, kendi iktidarının evriminde yatmaktadır.

IV-AKP’nin Azerbaycan Politikasının Çerçevesi ve Yönü

AKP Azerbaycan ile  nasıl bir ilişki geliştirmek istemektedir ?

Türkiye’nin etrafında yayılma politikası izleyen bir rejimin Azerbaycan’da etkili olmak istememesi eşyanın tabiatına aykırı olur. Hiç kuşkusuz AKP geçmişteki hükümetlerin yaptığı gibi Azerbaycan’ı Türkiye’nin nüfuzu altına almak istemektedir. Ama Azerbaycan meselesi Suriye meselesinden de hassas olup hem bedeli çok yüksektir hem de Rusya’nın geçmişte de belirttiği gibi Türkiye’nin direk Rusya aleyhine müdahil olması durumunda dünya savaşını tetikleyecek bir yapıya sahiptir.

AKP rejiminin ve ideolojisinin Sünni yapısı Azerbaycan iç politikasında etkili olmaya da engeldir. Çünkü Azerbaycan çoğunluğu Şii olan bir toplumdur ve burada etkili olma din temelli değil ancak milliyetçilik temelli olabilir ki, bu da MHP’nin önemini arttırmaktadır. Kalkı ki MHP geçmişte Azerbaycan’da E.Elçibey ile iktidar dahi oldu ve onun Haydar Aliyev tarafından devrilmesini ve bu düşmanlığı da hiçbir zaman unutmadı. İşin ilginç tarafı, 1994 yılında Haydar Aliyev’e darbe düzenleyenlere önemli destek veren Türk devlet kadrolarının (Mehmet Ağar gibi) ve MHP’nin bugün AKP ile birlikte Türk devleti içerisinde yine etkili olmasıdır. Hiç kuşkusuz İlham Aliyev bunu önemle dikkate almaktadır.

İlham Aliyev Dağlık Karabağ sorununun çözümü dışında, Türkiye’nin istediği Rusya’nın karşıya alınmasına ve böylece giderek Türkiye’ye daha bağımlı hale gelinmesine karşıdır. Bunun kendi iktidarının yıkımı olacağını iyi bilmektedir. Karabağ sorununun dışında Azerbaycan’ı Rusya’dan tam koparma girişimi ters tepecektir. Kaldı ki böyle bir politika Ermenistan’ın Rusya desteğiyle daha güçlü bir şekilde Azerbaycan’a saldırması olacaktır. Avrupa da buna destek verecektir.

Erdoğan’ın denge politikası, Rusya’nın tam karşıya alınmasını içermediği için, Erdoğan ile Aliyev arasında Karabağ ile sınırlı kalacak bir işbirliğine olanak tanımaktadır. Erdoğan Karabağ sorununu, İlham Aliyev rejiminin içine Türk milliyetçiliği aracılığıyla sızıp ve onu istikrarsızlaştırmak için kullanır mı ? Bu olabilir ancak Azerbaycan’da güçlenecek bir MHP’nin iç politikada kontrolü de artık zor olacak ve bu güçlenme içeride bir milliyetçi darbe mekaniğine de zemin hazırlayabilecektir. Erdoğan’ın bunu hesap etmemesi mümkün değildir.

V-Sonuç

Karabağ sorununun ve  buradaki Ermeni işgalinin  altında aslında, 1915 Ermeni Soykırımı yatar ve bu soykırımın yaratmış olduğu güvensizlik ve tarihsel yarılma Ermenistan’ı farklı politik arayışlara ve sürekli Türk tehlikesini dengeleyecek bir politika arayışına sürüklemiştir. Karabağ’ın işgali işte bu arayışın ürünüdür. Ermenistan Karabağ işgaliyle, İran ile karasal bağlantı arayarak,Türkiye-Azerbaycan ve Gürcistan kuşatmasını yarmaya çalışmıştır. Bu üç devletin birlikte hareket etmesi, Ermenistan’ın yokolması anlamına gelir. Bundan dolayı Türkiye ile Ermenistan arasındaki tarihsel husumet çözülmeyene kadar Karabağ sorununun çözülmesi mümkün değildir. Ancak  birgün Türkiye’de ortaya çıkacak olan bir Demokratik Cumhuriyet, uygulayacağı barışçıl politikalarla, Ermenistan’ın ve Ermeni Ulusu’nun tarihsel korkularına son vererek, onlarla hak eşitliğine ve güvene dayalı bir ilişki kurduğu zamandır ki yani Ermenistan’ın güvenlik sorunu ebediyen çözüldükten sonradır ki, Karabağ meselesi de ebediyen çözülmüş olacaktır.

Dipnotlar :
(1) Taşnak Partisi olarak kısaca belirtilen parti aslında Ermeni Ulusal hareketinin en köklü partisidir ve asıl adı Ermeni Devrimci Federasyonu (EDF)’dur.1890 yılında Gürcistan’da Tiflis’te kurulmuştur ve zaman içerisinde hiç kuşkusuz evrim geçirmiştir.

|
_ _