[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  17-11-2019 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
PKK ve ORTADOĞU DEVR...
EKİM DEVRİMİ’NİN AN...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 70 (6) }
| Devrimci Bülten

GELECEK SEÇİMLER VE ERDOĞAN'IN GÜCÜNÜN KAYNAĞI*

K.Erdem

Siyasette varolan sorunlara doğru cevaplar üretebilmek, hiç kuşkusuz doğru analizlerin sonucunda mümkündür. Politik sorunları doğru analiz edemeyen hareketlerin, sorunlara doğru cevaplar veremeyeceği ve bu temelde doğru bir  pratiğe sahip olamayacakları kendiliğinden anlaşılır.


Albert Einstein çok haklı olarak "yüz defa aynı şeyi yapıp, farklı bir sonuç bekleyenler ahmaktır" demiştir.Bu tespit içerisinden geçtiğimiz süreçte, Türkiye devrimci ve demokratik hareketi için daha  çok geçerlidir. Devrimci hareketi bir kenara bırakırsak, son dönemde yaklaşan seçimler ile ilgili olarak, başta CHP olmak üzere yasal siyaset içerisinde yine aynı yanılsamalar baş göstermeye başladı. Gerçi durumu doğru analiz edip ve eskinin tekrarının işe yaramayacağını daha şimdiden gören aydınlar (Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu gibi) bulunmaktadır.


Gelecek seçimler bağlamında (2019 ya da erken seçim) yeniden Erdoğan'ı ve AKP'yi devirme "umudu" yasal siyasette belirdi ve seçimler aracılığıyla bunun nasıl yapılması gerektiği noktasında "bin teori ve görüş" yine ortalığı kapladı. Ancak ilginç olan durum, Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek isteyen bu teori ve görüşlerin sorunun "küçük" bir yanını gözardı etmiş olmalarıdır: Erdoğan ve AKP'nin gücünün kaynağı sorunu. Bu sorunu doğru koyamayanlar, tarihin duvarına çarpacaklardır ve çarpmak zorundadırlar. Yasal muhalefet tek seçimler ile ilgilenirken, Erdoğan ve AKP "içsavaş hazırlığı" yapmaktadır.


Tekrar olması bağlamında da olsa, kısaca Erdoğan ve AKP'nin gücünün kaynağını ve siyasetlerinin niteliğini ortaya koymaya çalışalım ve bu siyasetin ise nasıl "dengelenebileceği"ni belirtmeye çalışalım. Devrimci ve demokratik hareket olarak eğer intihar etmek istemiyorsak, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan tarihsel gerçekliğe gözlerimizi kapatamayız ve bunları yok sayamayız. 


Öncelikle şu soruyu soralım ve bu soruya doğru bir cevap vermeye çalışalım: Erdoğan'ın gücünün kaynağı nedir? 


Erdoğan şu an elde etmiş olduğu gücü, tek yasal yollardan elde etmemiştir. Özellikle yasadışı yolları ustaca yasal yollar ile birleştirerek, bir "pasif darbe" temelinde iktidarı ele geçirmiştir. Devletin stratejik noktalarında (Emniyet,Yargı ve Ordu gibi)  kadrosu olmayan AKP, devlet içerisinde kadrolaşmış olan ve devletin kurumlarını "ikili" şekilde kullanma olanağı bulunan Fethullah Gülen Cemaati ile ittifak yapmış ve özellikle Kemalistlerin üzerine atılan bir çok  eylemi  Ergenekon Komplosu süresince Gülen Cemaati'ne yaptırarak, bir yandan topluma karşı psikolojik savaş yürütmüş diğer taraftan ise, kendilerinin imal ettikleri bu eylemleri Kemalistleri bastırmak için kullanmışlardır. Ama en önemlisi de bu eylemleri seçimleri manipüle etmek için kullanmışlardır. 


AKP ile Gülen Cemaati, iktidarı pasif darbe (bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi pasif devrim değil)  temelinde ele geçirirken, Savaş Sanatı'nı kullanmışlardır. Savaş Sanatı'nın doğasına uygun bir şekilde, dolaylı ve dolaysız güçleri, sert ve yumuşak güçleri birbirlerine karıştırarak, farklı kombinezonlar kurmaya çalışmışlardır.


2 Kasım 2002 seçimleri ile hükümete gelen AKP, bu sefer de alttan alta hükümet olanaklarını kullanarak, devlet içerisinde kadrolaşmaya başlamış ve Gülen Cemaati'ne olan bağımlılığını azaltmaya başlayarak,onu dengelemeye çalışmıştır. 2010 yılından itibaren de Gülen Cemaati ile arasına mesafe koymaya başlamış ve bu mesafe koyma 2013 yılında açık çatışmaya dönüşmüştür.


Erdoğan ve AKP, ilk önce Gülen Cemaati ile Kemalistleri birbirine vuruşturmuş ve Kemalistleri bu temelde zayıflatarak ve hatta onları iktidardan indirerek, kendisine devlet içerisinde tarihsel alan açmıştır. Sonra da taktik olarak Kemalistler ile birlikte hareket ederek, Gülen Cemaati'ne karşı yönelmiş ve onların devlet içerisindeki gücünü kırmaya çalışmıştır/çalışmaktadır. Bu noktada 15 Temmuz Darbe Tezgahı, pasif darbe mekaniğinin neredeyse doruk noktasını oluşturur. Bu darbe tezgahından sonra da, Kemalistler de devlet içerisinde tamamen tasfiyeye uğramaya başlamıştır.Bütün bu zaman zarfında ise, AKP giderek devlet içerisinde tek güçlenen klik olmuş ve  karşısındaki diğer politik akımlar giderek zayıflamışlardır.


Devleti tamamen ele geçiren ve bu temelde Tek Adam ve Tek Parti   diktatörlüğü kuran Erdoğan ve AKP'nin bundan sonraki hedefi, toplumun Sünni-Türkçü bir ideoloji,kültür ve değerler sistemi temelinde "kalıba dökülmesi"dir. Bunun için ise toplum içerisindeki "direnç noktaları"nın (devrimci, demokratik, liberal, laik, Kürt, Alevi vs.), devletin şiddet araçlarına dayanılarak bastırılması ya da zayıflatılması gerekmektedir.


Toplumun dönüştürülmesi ya da "düzlenmesi" için AKP'ye iki şey lazımdır: 1- Seçimleri hile yoluyla da alarak elde edilecek bir meşruyet kalkanı; 2- Seçimler ile elde edilen meşruyete dayanarak kullanılan "devlet terörü". 


Erdoğan ve AKP, devletin ve toplumun bütün imkanlarını kendi siyasal hareketlerinin hizmetine vererek ve muhalefeti aynı olanaklardan mahkum ederek, "tek kale maç" yapmaktadır ve sonuçların da buna uygun olacağı hemen hemen kesindir.


Peki ne yapmalı? 


Devrimci ve demokratik hareket, Erdoğan ve AKP'nin yaptığının tersini yapmalıdır.Bütün yasal ve demokratik hareketi önce tek bir cephe halinde birleştirerek ve seçimlerde Erdoğan ve AKP'nin tek başına iktidar olmasının meşru temellerini yoketmek (7 Haziran'da olduğu gibi). Daha sonra da onun içsavaşa başvurmasının ardından,onun şiddetini devrimci hareket aracılığı ile dengelemek gerekmektedir.


Türkiye'deki muhalefetin eksikliği, devletin şiddet araçlarını dengeleyememektir. Bunu yasal ve demokratik hareket tarihsel yapısından dolayı yapamaz. Devrimci hareket ise yanlış devrim kurgusundan dolayı, yasal hareketi tasfiyeci olarak değerlendirerek, bir öcü gibi ondan uzak durmaktadır. Yapılacak işlerden ilki, devrimci ve demokratik hareket arasındaki bu tarihsel yarılmayı yoketmek ve yasal ve yasadışı hareket arasında, toplumsal ölçekte birbirlerini destekleyecek bir "işbölümü" kurmaktır.


Daha somut konuşursak, ilkin HDK-HDP hatta CHP'nin sol kanadına kadar olan bütün kesimlerin tek bir demokratik hareket içerisinde  birleştiği bir cephe yaratmak ve bu cephenin seçimlerde başarılı olmasına çalışmak.Ama bu zaman zarfında dahi, devrimci hareket "şiddet gücü"nü devlet üzerinde baskı aracı olarak ve devletin demokratik hareket üzerindeki baskısını azaltmak için kullanarak bir dengeleyici unsur gibi hareket etmelidir.Bunu yapacak olan da HBDH'dir.


HBDH askeri gücünü ve olanaklarını, öncelikle yasal ve demokratik alanın önünün açılması için kullanmalıdır.Bu yasal ve demokratik alan genişledikçe, onun etki alanı ve derinliği de artacaktır. Devrimci ve demokratik hareket bu işbölümü temelinde yeniden yapılanmayana kadar, Erdoğan ve AKP'nin durdurulamayacağını herkes anlamalıdır.


Bu siyaset Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın siyasetidir ve Öcalan Barış Süreci ve sonrasında, gerek HDK-HDP'yi gerekse de KCK ile Türkiye devrimci hareketini bu temelde örgütlemek istiyordu. Ancak Kandil'in bu siyaseti anlamaması ve Ortadoğu'da yanlış stratejik mevzilenmesi ve de Demokratik Cumhuriyet eksenli değil Demokratik Özerklik temelli politikası, Öcalan'ın bu politikasının başarısız olmasına neden olmuştur.Ama bu politika hala daha  günceldir ve sürece en iyi devrimci-demokratik yanıt olarak durmaktadır.


*Bu makale Erdoğan-Bahçeli ikilisinin erken seçim kararı almalarından önce yazıldı ve 13 Nisan 2018 tarihinde sendika.org sitesinde yayınlandı.Makale bu göz ile okunmalıdır.

|
_ _