[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-06-2022 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 56 (3) }
| Devrimci Bülten

AKP VE KDP'NİN STRATEJİK AÇMAZI:PKK'NİN ORTADOĞU'DA ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ


K.Erdem


I-Giriş


Belirli bir stratejiye bağlanmayan ya da kötü bir stratejiye bağlanan hesapsız taktik manevraların liderlere hep büyük siyasi bedelleri olmuştur.Siyasette stratejik değeri olmayan ya da olsa da kötü bir değeri olan anlık parlamalar, liderler için bedeli yüksek olan tutkulardır.

Bu tespit  Diyarbakır'da işbirliklerini herkesin gözleri önünde ilan eden Erdoğan ve Barzani için çok daha geçerlidir.Bu iki  lider siyasal maceralarının nasıl sonuçlanacağını kendilerinin de bilmediği bir yolda ilerlemektedirler.

Akıllı bir politik gözlemci,AKP ve KDP'nin ilişkilerini giderek stratejik bir düzeye yükseltme çabalarının altında bir panik havasının yattığını görebilir.Bu paniğin temel nedeni, Rojava'da PYD'nin stratejik konumunu sağlamlaştırması ile birlikte, PKK'nin Ortadoğu'da AKP ve KDP'ye rağmen giderek artan bir stratejik derinlik elde etmesi ama daha da önemlisi,bu stratejik derinliğin yakın gelecekte Doğu Kürdistan (Rojhilat) ile birlikte daha da gelişecek olmasıdır.

AKP ve KDP yakınlaşması,bir seçim işbirliğinin daha da ötesinde,çok derin tarihsel korku ve çıkarların neden olduğu stratejik bir yapıya sahiptir.Aslında bu yakınlaşma,uzun zamandan beri, AKP'nin KDP'yi getirmek istediği ancak KDP'nin bugüne kadar reddettiği stratejik işbirliğinin giderek şekillenmekte olduğunun bir göstergesidir.

Uzun zamandan beri AKP KDP'yi, PKK'ye karşı bir stratejik işbirliğine çekmek için yoğun bir diplomatik çaba sarfediyordu. KDP ise Kürt ulusal birliğini zedeleyecek ve bundan dolayı Kürdistan'da kitle desteğine büyük darbe vuracak bu tip işbirliğinden ısrarla kaçınıyordu.KDP,Türkiye ve PKK ile ilişkilerini taktik bir çerçevede tutmaya,her ikisiyle de aynı mesafede kalmaya özen göstererek,bir tarafa stratejik bağlanmadan uzak durarak bir çok stratejik seçeneği elinde bulunduruyordu.

KDP'nin kendisini 2003'ten beri Türkiye ile PKK arasına stratejik olarak konumlandırması ve her ikisi ile taktik ilişki içerisinde olması ve de bundan dolayı birini diğerine karşı dengeleme siyaseti,son yıllarda giderek büyük bir darbe yiyerek işlemez hale geldi ve KDP köklü bir stratejik tercih ile karşı karşıya kaldı.KDP'nin "AKP Türkiyesi" ile stratejik işbirliğine girmesinin iki önemli nedeni vardır:
1-ABD'nin Irak'tan çekilişi;
2-Suriye'de Baas Partisi'nin iktidarda kalması ve Rojava'da PYD'nin iktidarlaşması.

Giderek oluşmakta olan AKP-KDP stratejik ittifakının içeriğini ve genel çerçevesini kavramak ve bu ilişkinin bölge ve dünya siyaseti üzerindeki etkilerini belirlemek çok önemli bir teorik sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

II-AKP ve KDP'nin Ortadoğu Politikasındaki Yerleri


AKP ve KDP'yi birbirleriyle stratejik ilişki geliştirmeye iten durum, Ortadoğu'daki yalnızlıklarıdır.Ama bu yalnızlık ise bizzat bu siyasi eğilimlerin sınıf yapılarının sonucu olan politik karakterlerinin kaçınılmaz sonucudur. Bu iki siyasi eğilim kendi elleriyle kendilerini giderek bir stratejik açmaza sürüklemişlerdir ve bu stratejik açmazı aşmak için de giderek maceracı bir politikaya başvurmaktadırlar.

AKP-KDP ilişkisinin doğasını doğru anlayabilmek için,bu iki siyasi eğilimin Ortadoğu jeopolitiğindeki yerlerini doğru belirlemek ve ağırlıklarını da doğru ölçmek gerekmektedir.Ancak bu durum, bu iki siyasi eğilimin sınıf karakterlerinin doğru belirlenmesine ve emperyalist sistem ile ilişkilerinin doğru ele alınmasına bağlıdır.

Türkiye Transatlantik Emperyalist İttifakına (TAEİ) göbekten bağlı bir ülkedir ve iç politikasındaki dengeler de bu temelde oluşmuştur. Bundan dolayı Türkiye'nin, Batı-Emperyalistleri ile ilişkilerini tamamen gerecek ya da yokedecek bir politik yönelim,onun hemen bir rejim ve iktidar krizi ile yüzyüze gelmesine neden olur.Bugüne kadar Türkiye'de işbirlikçi tekelci sermayenin politik temsilcileri bu gerçeği kabul ederek siyaset yapmaya dikkat etmişlerdir.

Türkiye'nin devlet sisteminin Batı-Emperyalist ittifakı ile stratejik ilişkileri temelinde ayakta kalması ve sağlamlaştırılması,onun başka güç ve ittifaklar ile ilişkilerinin sınırlarını da belirlemektedir.Bu noktada Türkiye özellikle Ortadoğu'da belirli bir politik çerçeve içerisine hapsolmuş durumdadır.Ama Türkiye'yi politik olarak Ortadoğu'da sınırlandıran bir başka durum da, reform yapamamadan dolayı Batı-Emperyalistleri ile ittifakının daha da sorunlu hale gelmesidir.

Türkiye Ortadoğu'da özellikle PKK sorunundan dolayı bir stratejik açmaz ile karşı karşıya kalmıştır ve mevcut devlet yapısı ve anlayışı ile bu açmazdan kurtulması mümkün görünmemektedir.

Türkiye uzun zamandan beri, bir yandan direkt PKK'nin ezilmesi ve tasfiye edilmesinden çıkarı olan devletler ve siyasi hareketler ile yakınlaşma siyaseti uygularken,öte yandan da Batı-Emperyalistleri ile ilişkilerini stratejik düzeyde tutma anlayışını benimsemek zorunda kalmıştır.Ancak PKK'ye karşı birlikte hareket etmek zorunda kaldığı bazı devletlerin (İran ve 2011 öncesi Suriye gibi) Batı ile ciddi çelişkilerinin olması,Türkiye'yi ciddi bir stratejik ve bundan kaynaklanan bir politik açmaza sürüklemiştir.
 
AKP Hükümeti'nin 2003'ten 2011'e kadar olan dönemde manevra alanını genişleten en önemli üç tarihsel olay sözkonusudur.Bunlardan birincisi, ABD'nin Ortadoğu'da bataklığa saplanması;İkincisi Rusya'nın emperyalist-kapitalist bir güç olarak dünya siyasetine ağırlğını koyması ve Türkiye'yi bölgede cesaretlendiren bir diplomasi izlemesi;Üçüncüsü de AB'nin Türkiye'nin  üyeliğine giderek olumsuz yaklaşmasıdır.AKP kendisine açılan bu manevra alanını,zaman zaman Doğu'ya yaklaşarak Batı'dan daha fazla taviz koparmak için kullanmaktadır.

AKP özellikle PKK ve Kürt sorununda, Batı'dan daha fazla taviz koparmak için,Şangay İşbirliği Örgütü'ne girmek,Çin'den füze almak gibi taktik adımlar atarak Batı ile ilişkilerini germektedir.Daha sonra Batı'nın gerek Suriye'de fazla PYD'ye yaklaşmaması gerekse de İran sorununda PJAK'a fazla yaklaşmaması yine Avrupa'da PKK üzerinde sıkı denetim sağlanması politikaları karşısında, bu Doğu'ya doğru atılan adımlardan vazgeçme politikası izlemektedir.Aynı politikayı Türkiye Rojava'da da uygulamaktadır. El Kaide'cileri desteklemekten vazgeçmeyi Batı'nın PKK-PYD'ye fazla yanaşmamasına bağlayacaktır.

Türkiye,PKK ve Kürt sorunundan dolayı,buruva-demokratik reformları yapmamıştır. Ancak bu reformları savsaklamasının başka nedenleri de olmuştur:
1-ABD'nin Afganistan ve Irak savaşları ile istenen politik sonucu elde edemeyişi ve savaşın uzaması.Bunun sonucunda ABD Afganistan'a ve Irak'a NATO ittifakını çağırmıştır.Irak'ı İran'ın nüfuzuna bırakmak zorunda kalmıştır.Bu noktada ABD için Türkiye'nin bölgesel önemi artmıştır.
2-2007'nin sonlarında ABD'de patlak veren ve  dünyaya yayılan ekonomik krizin ABD'ye maliyetinin ağır olması ve Irak'tan çekilmek zorunda kalması.Bu durum Türkiye'nin elinin güçlenmesine ve reformlar noktasında ayak diremesine neden olmuştur.
3-AB'nin önemli devletlerinin (Fransa ve Almanya gibi) Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkmaları ve bu noktada Türkiye'nin cesaretini kırmaları, Türkiye'nin reform yapma eğilimini zayıflatmıştır.
4-ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu'da nüfuzlarının zayıflamasına karşılık, Rus-Çin-İran ittifakının güçlenmesi ve Batı-Emperyalistlerini az çok dengeleyecek bir duruma gelmeleri,AKP'ye göreceli olarak her iki kamp arasında manevra yapma ve bu temelde reformları savsaklama olanağı vermiştir.

AKP burjuva-demokratik reformları savsakladıkça ve her iki emperyalist kamp arasında göreceli olarak manevra yaptıkça giderek tarihsel doğasındaki temel ideolojik ve politik eğilimler de su yüzüne çıkmaya başlamıştır. AKP başından beri İslami yanı ağır basan ve bunun alt-bileşeni olarak faşist Türk milliyetçiliğinin bu İslami yana eklemlendiği ve liberalizmin de bir örtü olarak kullanıldığı bir hareketti.

AKP'nin liberalizmi taktik olarak temeldeki faşist İslam-Türk sentezini saklamak için kullanması,Batı-Emperyalistleri de dahil bir çok kesimin kafasını karıştırmıştır.Aslında AKP "geleneksel devlet anlayışının faşist yapısı" ile giderek tam olarak kaynaşmış,sadece onların hegemonik yapısına son vererek kendi hegemonyasını onlar üzerinde kurmuştur.Böylece AKP "Beyaz Türk" faşizminin yerine "Yeşil Türk" faşizmini geçirmiştir ama devletin temel niteliğini değiştirmemiştir.

Ortadoğu'da Arap Baharı ile birlikte emperyalist paylaşım mücadelesi daha da kızıştığı zaman,AKP'nin her iki emperyalist kamp arasındaki "ara" konumu, giderek onu stratejik bir felakete sürükleyen bir duruma neden olmuştur. Üstelik onun bu "ara"  durumu, sosyal-tarihsel süreçleri yanlış analiz etmesine ve çeşitli politik güçleri yanlış ölçmesine neden olmuştur.

AKP kendisini Ortadoğu'da stratejik yalnızlığa götüren şu hataları yapmıştır:
1-Suriye'de Baas rejiminin erken düşecek yanılsamasına kapılmış, Rus-Çin-İran ittifakının,Batı-Emperyalistlerini Suriye'de ne pahasına olursa olsun durdurma politikasını anlamamıştır.
2-Suriye muhalefetinin,Baas rejiminden daha da geri olan Müslüman Kardeşler-El Kaide'ci güçlerin ortak politik ekseni üzerine oturtulmasını kabul etmiş ve bu eksene açıktan destek vererek Baas rejimi karşısında başarılı olacağını varsaymıştır, ki Suriye halkının varolan rejimden daha da kötü bir rejime niçin destek vereceğini anlamamıştır.
3-Batı-Emperyalistlerinin ama özellikle de ABD'nin bu gerici muhalefete sonuna kadar destek vereceğini sanmıştır ki yanılmıştır.ABD bu gerici muhalefete destek vereceğine,Irak modeli çerçevesinde Rusya ile anlaşmayı daha mantıklı görmüş ve Türkiye'yi Suriye'de politika değiştirmeye zorlamıştır.
4-Suriye'deki rejimin düşüşüne önderlik yapmanın ve İran'ın etki alanındaki bir rejimi devirmenin ve ona stratejik bir darbe vurmanın kaçınılmaz sonucu olarak İran'ın kendisinden stratejik olarak uzaklaşacağını hesaplamamıştır. İran'ı PKK'ye karşı ortak bir stratejiye çekmek isteyen AKP,Suriye politikası ile İran'ın kendisinden daha fazla uzaklaşmasına neden olmuştur ve İran 2011'in Sonbaharı'nda PJAK ile ateşkes yapmış ve PKK'ye karşı ortak askeri hareket planının olmadığını açıklamıştır.
5-AKP, Baas rejiminin zayıflamasının ve kendisini korumak için merkeze çekilmesi sonucunda Rojava'nın bağımsızlığa sürükleneceğini hesaplamamıştır. Baas Partisi'nin kitle desteğini ve politik direncini yanlış ölçtüğü gibi,Rojava'da PYD'nin kitle desteğini ve politik direncini de yanlış ölçerek,El Kaide'ci terör örgütlerinin başarılı olacağını varsaymıştır.Bunun sonucunda Türkiye El Kaide'ye destek veren ülke konumuna düşmüştür.
Suriye sorununda yaptığı yanlışlar ile AKP'nin Suriye,İran,Irak,Rusya ve Çin ile arası açılmış;iç politikada reformları yapmadığı ve üstelik giderek liberal kesimler ile ipleri tamamen kopararak ve İslami Muhafazakar bir çizgiye kaydığı için de, ABD-AB-İsrail ittifakı ile arasının açılmasına neden olmuştur.
AKP Suriye içsavaşı karşısındaki yanlış politikası ile bugüne kadar emperyalistler karşısında uygulamış olduğu ve iç politikada toplumsal temellerini sağlamlaştırmasına ve zaman kazanmasına neden olan DENGE konumunu kaybetmiştir.Her iki emperyalist kamp arasında kendisini konumlandırarak kendisini güçlendiren AKP,Suriye politikasındaki yanlışlığı ile bu emperyalist güçlerin bölgede kendisinden daha fazla güçlenmesine neden olarak kendisinin daha da zayıflamasına neden olmuştur.AKP'nin denge politikasının temellerini yokeden durum,AKP'nin değerler sistemi bakımından her iki emperyalist kamptan daha geri olmasıdır, ki bu iki kamp göreceli olarak Suriye politikasında ortak hareket etmeye yönelerek Türkiye'yi bir çok yönden kıskaca almışlardır.

İşte AKP'nin ,KDP ile ilişkilerini stratejik bir düzeye getirdiği dönem, dünyadan tamamen tecrit olduğu bir sırada olmaktadır.

KDP için de durum pek parlak değildir.

KDP'nin Ortadoğu'da en büyük zaafı ve bundan kaynaklanan stratejik açmazı, ABD-İngiltere ittifakıyla stratejik olarak hareket ederek  Güney Kürdistan'da iktidara gelmesidir.2003 yılında ABD'nin Irak işgali ile çok cazip görünen bu ittifaklık ilişkisi,on yıldan beri Ortadoğu ve dünya politikasında ortaya çıkan yeni politik girdiler sonucunda eski stratejik değerini kaybetmeye başlamıştır.Bu duruma neden olan gelişmeleri kısaca belirtirsek:
1-2003 yılında KDP-YNK blokunun,ABD-İngiltere blokunun yanında Irak'ın işgaline katılarak Güney Kürdistan'ın özerkliğini elde etmeleri,onları stratejik olarak İran ve Suriye ile hatta Irak'ta ABD karşıtı Şii ve Sünni gruplar ile karşı karşıya getirmiştir.KDP-YNK bloku, bu düşman çemberi karşısında ABD-İngiltere desteği ile ayakta kalmıştır.
2-ABD-İngiltere ittfakının amacı,Irak'ta rejimi erken yıkarak aynı model çerçevesinde İran ve Suriye rejimlerini yıkarak Ortadoğu'ya köklü bir şekilde yerleşmekti.KDP-YNK bloku ABD-İngiltere'nin bölgeye bu temelde ağırlığını koyması ile Kürdistan'ın diğer parçalarında da etkin olacaklarını hesaplıyorlardı. Ancak ABD'nin Irak'ta bataklığa saplanması ile Irak'ın İran nüfuzu altına girmesi ve ABD'nin Irak'ta çekilmesi ile KDP-YNK bloku giderek daha fazla ABD karşıtı güçler ile kuşatılmaya başlandı.
3-ABD'nin Ortadoğu'da nüfuzunun azalmasıyla stratejik durumuları sarsılan KDP-YNK blokunun,PKK'nin bölünmesi ve tasfiye edilmesi beklentisi de boşa çıkınca stratejik durumları daha da kötüleşmeye başladı.
4-Türkiye'nin AB'ye dönük reformları yapmaması ve faşist sistemin tasfiyesini gerçekleştirememesi,Türkiye ile Güney Kürdistan Özerk Yönetimi arasında gerilimli bir ilişkinin oluşmasına yolaçtı.
5-ABD'nin Ortadoğu'da nüfuzu zayıflarken,Rus-Çin ittifakının İran ve Suriye'ye hatta Irak'a desteklerinin artması sonucunda bu devletlerin ayakta kalmaları, KDP-YNK blokunu bölgede yeni müttefik aramaya itmiştir.
6-PKK'nin ideolojik ve politik birliğini sağlamlaştırarak Ortadoğu'da stratejik derinlik elde etmesi ve Rojava ile iktidarlaşması,KDP-YNK blokunun stratejik durumunu oldukça kötü bir duruma sürüklemiş ve PKK'nin giderek kendilerini kuşattığı korkusuna yolaçmıştır.

Son on yılda Ortadoğu'da KDP'nin stratejik durumu giderek kötüleşirken, PKK'nin stratejik durumu giderek daha olumlu bir noktaya doğru evrilmiştir. PKK'nin Ortadoğu'da yükselen bir siyasal güç olması,KDP'nin onu dengeleme eğilimine yolaçmıştır.

KDP tarihsel ve toplumsal yapısı itibariyle işbirlikçi Kürt burjuvazisinin ideolojik ve politik örgütlenmesidir.Bu temelde Kürdistan'ın bağımsızlığının bir emperyalist güce ya da güçlü bir kapitalist devlete dayanarak gelişebileceği anlayışını savunur.Kürdistan'ı güçlü bir kapitalist gruba dayanarak burjuva bir şekilde bağımsızlığa taşıma anlayışı,kaçınılmaz bir şekilde onu "komisyoncu" bir niteliğe sürüklemektedir.

KDP'nin bu işbirlikçi komisyoncu yapısı en çarpıcı bir şekilde onun Kürdistan'ın tarihsel yapısına olan dar ve parçacı yaklaşımında kendisini gösterir.Kürdistan'ın dört parçadaki genel çıkarlarının önüne tek bir parçanın özel çıkarlarını koyması ve bu temelde kendi işbirlikçi burjuva tarihsel temelini korumaya çalışması,tipik bir işbirlikçi burjuva hareket tarzıdır.

KDP'nin işbirlikçi burjuva karakterini gösteren bir diğer özelliği de,onun sömürgeci güçlerden ziyade halk hareketinden yani PKK gibi hareketlerden daha fazla korkmasıdır.KDP'nin Kürdistan'daki halk hareketinden korkmasının temel nedeni, bu hareketin anti-emperyalist ve anti-sömürgeci karakteri ve bu temelde bağımsız bir politikaya başvurmasındandır.

PKK'nin anti-emperyalist ve anti-sömürgeci olması,  emperyalistler ve sömürgeci güçler ile birlikte kendi toplumsal gelişimini gerçekleştirmek isteyen KDP gibi hareketleri korkutmaktadır.Kürdistan'da demokratik devrim tamamlanmadan, KDP gibi işbirlikçi burjuva hareketlerin,  PKK gibi devrimci hareketleri temel düşman olarak görmeleri ve silahlarını onlara çevirmeleri, sınıf karakterlerini en iyi açığa vuran durumdur.Buna örnek olarak 1992-1993 Güney Savaşı verilebilir. Bu dönemde KDP-YNK'nın PKK ile savaşının temel nedeni, Federe Parlamento'nun ABD ve Türkiye'nin desteği ile PKK'yi Güney Kürdistan'dan atmayı resmi olarak kabul etmesi ve bu temelde saldırmasıydı.

PKK'nin Demokratik Konfederalizm temelinde Kürdistan'ın farklı parçalarında gittikçe güçlenmesi ve Güney Kürdistan'ın etrafını çevirmesini, KDP kendisine yönelik bir tür stratejik kuşatma olarak algılamakta ve bu temelde PKK'nin güçlenmesinden korkuya kapılmaktadır.KDP, PKK'nin Kürdistan'ın farklı parçalarında iktidarlaşma düzeyine yükseldikçe,bu gücün Güney Kürdistan'daki siyasi güç ilişkilerini temelden etkileyecek bir duruma evrilmesinden ve bu temelde iktidarı kaybetmesinden korkmaktadır.

KDP'nin bu işbirlikçi yapısını ve PKK karşısındaki korkusunu en iyi Türkiye anlamaktadır ve KDP'nin bu toplumsal durumundan PKK karşısında kendi stratejisi temelinde yararlanmak istemektedir. Rojava devriminden yaklaşık dört ay önce,RT Erdoğan'ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan, Rojava'daki gelişmeleri gözönünde bulundurarak KDP-PKK ilişkileri noktasında şöyle yazmıştır:
"Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin PKK’ya bakışının geçmişten bu yana konjonktürel değişkenlikler taşıdığı biliniyor. Bir dönem savaşan bu gruplar, zaman içinde adı konulmamış bir işbirliği içine girdiler, en azından karşı karşıya gelmemeye özen gösterdiler. Kendisini Kürtlerin hamisi gibi konumlandıran Barzani genelde ‘Kürdü Kürde kırdırma politikasına alet olma’ suçlamasına muhatap olmaktan kaçındı. PKK ise Kuzey Irak topraklarındaki varlığını bir ölçüde bölgesel yönetimin göz yummasına bağlı hissettiğinden daha uyumlu görünmeye çalıştı. Ancak gelişen şartlar ‘modus vivendi’yi (geçici uzlaşma) değiştirir bir görüntü arzediyor. En son Suriye Kürtleri üzerindeki rekabet, bölgedeki inisiyatif mücadelesini açık şekilde ortaya koydu. Barzani’nin Suriyeli Kürtleri Erbil’de toplamasına PKK açıktan tepki gösterdi, bunu Kürt birliğine bir darbe olarak nitelendirdi.
Kısa vadeli adı konulmamış işbirliklerine rağmen Barzani’nin orta ve uzun vadede PKK ile daha net bir karşıtlık içine girmesi muhtemel görünüyor. Bunun sebepleri olarak şunlar söylenebilir: 1. ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ardından IKBY’nin konumunu koruyabilmesinde, Türkiye’nin tutumu önem taşıyor. 2. Suriye-İran ekseninde yaşanan bölgesel gelişmelerde ve Irak’ın içindeki yeni gelişmelerde Barzani yönetiminin politikaları Türkiye’nin duruşuna daha yakın görünüyor. 3. Türkiye’ye yönelik PKK tehdidini Barzani’nin göğüsleyebilmesi zorlaşıyor. 4. PKK’nın hem Suriye’de, hem de Kuzey Irak’ta kendi inisiyatifini güçlendirecek hamlelere girişmesi, doğrudan Barzani’nin nüfuzuna gölge düşürüyor. Nitekim Türkiye’den kaçan KCK’lıların ‘sürgünde kent konseyi’ adı altında örgütlenmesine Barzani sadece Türkiye’nin tepkisi sebebiyle değil, aynı zamanda kendi alanında alternatif bir yapılanmaya geçit vermeme düşüncesiyle karşı çıktı.
Kuzey Irak ile PKK arasındaki inisiyatif mücadelesi, Suriye zemininde somut politika çatışmasına dönüşüyor."
(Y.Akdoğan,Yeni Denklem Yeni İttifaklar, Star Gazetesi,06/03/2012)

Özellikle ABD'nin Irak'tan çekilmesinden ve Suriye içsavaşında PYD'nin önderliğinde Rojava'nın özerkleşmesinden sonra,giderek AKP ve KDP'nin bölge politikaları PKK karşıtlığı temelinde örtüşmektedir. Jeopolitik çıkarlar temelinde baktığımız zaman,PKK'nin Ortadoğu'da politik  yükselmesi karşısında bu iki gücün onu durdurmak için bir stratejik ittifaka yönelmeye başlamaları gayet mantığa uygundur.Kaldı ki bu noktada bölgede  AKP ve KDP'nin birbirlerine yardım etme noktasında dayanacakları başka güç ya da güçler de yoktur.

KDP uzun yıllar PKK ile çatışmasız bir durumu kabul etti ve onun ile ilişkilerini taktik bir çerçevede tutmaya dikkat etti.Bunun en önemli nedeni, PKK'nin Güney Kürdistan'da KDP'nin iktidarını tanımasıydı ve İran'ın Güney Kürdistan'da islami bir temelde güçlenme eğilimini PJAK'ın durdurmasıydı. Yine aynı şekilde Türkiye'nin Güney Kürdistan'a baskı uygulamasını da PKK ile taktik yakınlığı sayesinde göğüsleyebiliyordu. Ancak ABD'nin bölgeden çekilmesi ve Rojava'daki gelişmeler,KDP'yi AKP'ye doğru itmeye başlamıştır.

İşin ilginç tarafı,AKP'nin hem dış hem de iç politikada giderek tecrit olmaya başladığı bir anda KDP'nin AKP'ye yanaşmasıdır.AKP'nin fazla uzun bir zaman iktidarda kalmayacağı "herkesin bildiği bir sır"dır.İktidardan düşme eğilimi içerisine girmiş bir harekete kendi kaderini bağlamaya çalışan KDP, hiç kuşkusuz kötü bir stratejik tercih yapmaktadır ve kısa ve orta vadede bunun  olumsuz sonuçlarına maruz kalacaktır.Bu durum KDP'nin PKK karşısında ne kadar sıkıştığını da göstermektedir. KDP Ortadoğu'daki "stratejik yalnızlığını",AKP'nin "stratejik yalnızlığı" ile gidermeye çalışmaktadır, ki bu PKK'nin Ortadoğu'daki "çok yanlı taktik ilişkilere" sahip olan stratejik derinliğini dengelemeye yetmemektedir.

III-PKK'nin Realpolitik'i ve Ortadoğu Güç Dengesi'nin Çözülüşü


I.Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan ve II.Dünya Savaşı'ndan sonra da pek fazla değişikliğe uğramayan Ortadoğu Güç Dengesi bir çok nedenden dolayı çözülmeye başlamıştır ve bütün sorun bu çözülen dengenin yerini nasıl bir dengenin alacak olmasıdır.

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra,Batı-Emperyalist ittifakı nasıl Doğu ve Orta Avrupa'da Rus emperyalizminin aleyhine bir genişleme ve nüfuz geliştirme siyaseti izlediyse aynı politikayı Rusya'nın güçsüzlüğünden dolayı Ortadoğu için de planladı.Bu temelde özellikle 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren, "Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika" politikası çerçevesinde, bu bölgeler tamamen Batı-Emperyalizminin hegemonik iktidarı içerisine kademeli olarak çekilmeye çalışıldı.Bu noktada bölgede bu emperyalist grup için çok önemli üç dönem söz konusudur:
1-1996-2001: PKK'nin etkisizleştirilme dönemi.
2-ABD'deki 2001 terör saldırıları ile ABD'nin Afganistan ve Irak'a müdahalesi.
3-2011'deki Arap Baharı temelinde ortaya çıkan halk ayaklanmaları ile sarsılan rejimleri, kendi çıkarları doğrultusunda etkileme  siyaseti.

Batı-Emperyalist ittifakının 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren Ortadoğu'yu kendi tarihsel çıkarları temelinde düzenleme politikası çok önemli engeller ile karşılaştı:
1-Rusya ve Çin'in 2000'li yılların başlarında emperyalist güçler olarak ayağa kalkışları ve Ortadoğu'ya ağırlıklarını koymaları.
2-PKK'nin "Demokratik Modernite" temelinde ve Ortadoğu Demokratik Konfederalizm hedefiyle kendisini yeniden yapılandırması.

Batı-Emperyalist ittifakının, Ortadoğu'yu kontrollü bir biçimde çözerek kendi hegemonyası altına alma girişimi,Rus-Çin ittifakı ve PKK'nin karşı ağırlığı ile dengelendi.Ancak bu dengelenmede ilginç bir nokta sözkonusudur.O da PKK'nin her iki emperyalist kamptan bağımsız bir şekilde kendisini konumlandırması ve Bölgesel Devrim stratejsi temelinde her iki kampın aleyhine Ortadoğu Güç Dengesi'ni çözmesidir.Bunu da Realpolitik'i devrimci bir şekilde kullanarak yapmaktadır.

    PKK'nin Realpolitik'i, her iki emperyalist kampın tam ortasında stratejik olarak konumlanarak ve çok taraflı bir taktik ilişkiler sistemi oluşturarak politik bağımsızlığını elde etme ve her iki emperyalist kampın nüfuzunu bölgede azaltma olarak özetlenebilir.Son dönemlerde bu politik çizgi "Üçüncü Yol" olarak nitelendirilmektedir.

PKK,AKP ve KDP'nin aksine tek bir emperyalist kampın kısır döngüsü içerisine hapsolmak yerine,"çok taraflı taktik ilişki" sayesinde çok geniş bir stratejik hareket serbestliği elde etmiş ve bunun somut kazanımları Rojava'da iktidarlaşma ve gelecek savaşımlar için iyi bir stratejik pozisyon elde etmek olmuştur.

PKK'nin her iki emperyalist kamp ve bu kampların yerel uzantıları ile esnek bir politik ilişki temelinde kendisini konumlandırması, tek emperyalist Ortadoğu Güç Dengesi'ni çözmekle kalmamakta ama bu güç dengesine şu ya da bu şekilde kendisini bağlayan AKP ve KDP'yi de giderek stratejik bir açmaza sürüklemektedir. PKK karşısındaki bu stratejik açmazlarını ortadan kaldırmak için, bu iki siyasi eğilim giderek ortak bir strateji oluşturmaya yönelmektedirler. Ancak bu iki eğilimin oluşturacağı stratejik ittifak bölgede PKK'yi dengelemeye yetmeyecektir.Bunun nedeni PKK'nin bu iki gücü çok daha geniş bir tarihsel temelde kuşatmakta oluşu ve bir çok gücü bir çok yönden bu güçlere karşı serbest bırakmasıdır.PKK'yi karşılarına aldıkları zaman tek PKK'yi değil ama aynı anda başka güçleri de karşılarına alma ile karşı karşıya kalacaklardır.

Ortadoğu'da PKK'nin kendisini stratejik olarak bütün "politik güçlerin kesiştiği" noktaya göre konumlandırması ve bu temelde her yön ile taktik ilişkiye sahip olması,onu bütün güçlerden daha avantajlı bir konuma getirmektedir.2003 yılından beri PKK bu "çok yanlı taktik ilişkiler sistemini" farklı zamanlarda farklı biçimlerde uygulayarak ve hatta kendisine karşı olası düşman gruplaşmalarına karşı hazırlıklı olmasını sağlayan bir stratejik pozisyona sahiptir.Buna göre PKK'nin hareket tarzı kısaca şöyle özetlenebilir:
1-1999-2004 arası PKK Türkiye ile ateşkes halindedir.PKK Batı-Emperyalistlerinin kuşatması altındadır.ABD-İngiltere'nin Irak'a müdahalesine Türkiye'nin destek vermemesi karşısında,KDP-YNK ile stratejik ittifaka girer. PKK,PJAK ile İran'a karşı savaşır ve İran'ın Güney Kürdistan üzerinde nüfuz kazanmasını önler.Bundan dolayı KDP-YNK PKK'ye yanaşır ve ABD-AB-İsrail Türkiye'den uzaklaşır.
2-PKK,Türkiye'nin üzerinde Batı'nın baskısını kurmak ve aralarındaki çelişkiyi derinleştirmek için Demokratik Cumhuriyet temelinde Türkiye'ye karşı Haziran 2004'te savaşa tekrar başlar.PKK'nin bu savaşı başlatması ve Türkiye üzerinde baskı kurmasına ABD-AB ittifakı AB'nin Aralık 2004 zirvesinde Türkiye ile müzakereleri başlatmayı kabul etme ile karşılık vererek Türkiye'yi reform baskısı altına alır.Türkiye iç politikada reformlar noktasında bölünür ve bunun sonucunda AKP reform yapmaktan vazgeçer.Bu durum Türkiye'nin ABD-AB ve İsrail ile ilişkilerini sorunlu hale getirir ve bu sonuncular PKK-PJAK karşısında tarafsız konuma gelirler.
3-Türkiye'nin reform yapamaması ve PJAK ile savaşan İran'a yanaşması, Türkiye'nin Batı ile çelişkilerini derinleştirir ve bunun sonucunda AKP hükümeti ordu ve milliyetçilerin darbe tehditi karşısında kalır.Batı'nın PKK karşısındaki tarafsızlığı devam eder hatta PJAK'ın manevra alanı genişler.
4-PKK Türkiye ile Demokratik Cumhuriyet temelinde savaşırken ve onun ile ateşkes ararken hem Batı'nın Türkiye üzerinde baskısını arttırır hem de İran'ın PJAK'ın üzerine fazla gelmesini önlemeye çalışır.PKK'nin Türkiye ile ateşkes araması İran'ı sınırlandırmak için  diplomatik bir baskıdır.
5-PJAK'ın İran ile ateşkes elde etmesi,PKK'nin Türkiye üzerinde baskı kurması ve Batı'ya diplomatik baskı uygulaması anlamına gelir.
6-PKK'nin hem İran hem de Türkiye ile ateşkes elde etmesi Kürdistan'ın başka bir parçasında (Rojava) stratejik kazanım elde etmeye dönüktür. Jeopolitik çıkarlar açısından baktığımız zaman hem Türkiye'nin hem de İran'ın PYD'nin Rojava'da iktidarlaşmasından çıkarı yoktur.Ancak Türkiye'nin Suriye'deki hatası,İran ile aralarındaki çelişkileri derinleştirmiş ve kendi aralarındaki düşmanlıkları PKK'nin önüne geçmiştir.İlginç bir şekilde bu iki devlet Rojava'da hareketsiz kalmışlardır.PKK önce PJAK ile 2011 Sonbaharı'nda şiddetli çatışmalar ile İran'ı ateşkese sürüklemiş ve bu taktik kazanımı 2012 yılında Türkiye'ye karşı şiddetli saldırı için kullanarak Türkiye'yi belirli bir süre ateşkese razı etmiştir.PKK'nin PJAK ile 2011'de İran'a karşı şiddetli saldırılarının ve 2012'de Türkiye'ye karşı şiddetli saldırılarının amacı,Rojava'ya stratejik olarak yoğunlaşmadan önce bu iki devlet ile ateşkes elde ederek,bütün güçlerini tek bir noktaya kanalize edecek gücü elde ederek Rojava'da stratejik sonuç elde etmekti,ki bunu başarmıştır.Türkiye ile İran'ın yakınlaşmasını önleyerek ve her ikisi ile ayrı ayrı ateşkes yaparak üçüncü bir noktada her ikisinin aleyhine bir stratejik kazanım elde etmiştir, ki bu nokta daha sonraları her ikisi üzerine stratejik baskı yapmak için bir kaldıraç noktası olacaktır.Irak'tan sonra Suriye'nin de PKK'nin kuşatılmasında devre dışı kalması,PKK'nin Ortadoğu'da stratejik derinliğini arttırarak bölgede çok geniş bir hareket serbestliğine yolaçacaktır.
7-PYD'nin Rojava'daki kazanımlarını güçlendirmesi için kendisine daha fazla taviz veren Rusya,İran ve Suriye'ye taktik olarak yaklaşması,Batı'ya daha fazla diplomatik bir baskı anlamına gelir.Suriye'de stratejik konumunun zayıflamasını istemeyen ve PYD'nin karşı kampa fazla yanaşmamasını isteyen  Batı, Türkiye üzerinde reform baskısı kurar.
8-PKK'nin hem İran hem de Türkiye ile ateşkesi Rojava'da güçlenmesine yolaçtığı için ve PKK'nin bölge genelinde güçlenmesine neden olduğu için İran rahatsızdır ve PKK'nin daha fazla güçlenmemesi için Türkiye ile bir an önce savaşmasını istemektedir. Rojhilat'da PJAK'ların idamı ile Türkiye'ye PKK'yi beraber kuşatması için "mesaj" yollayan İran,Türkiye'nin iç politikadaki hassas seçim sürecinden dolayı yalnız kalmıştır.Seçim sürecine giren bir AKP PKK'ye karşı bir savaşı göze alamamıştır.
9-Türkiye ve İran'ın PKK'ye karşı olası bir ortak cephesi karşısında,PKK'nin İran'ın istikrarsızlaşmasından çıkarı olan İsrail ve Suudi Arabistan ile taktik yakınlaşma yolu açıktır.Bu sonuncular aracılığı ile ABD-AB, PKK karşısında hareketsiz kalır ve Türkiye'den kısmi bir uzaklaşma içerisine girerler.PKK hem İran'a hem de Türkiye'ye karşı aktif savunma temelinde bir yıpratma savaşı uygular ve her iki devleti hem dışta hem de içte baskı altına alır.
10-PKK'ye karşı olası bir Türkiye-KDP-ABD-AB-İsrail koalisyonu karşısında PKK'nin Rusya-İran-Irak-Suriye ile taktik yakınlaşma yolu açıktır ve hatta Rojava'da bunun küçük bir provası yapılmıştır.
11-PKK Kürdistan'ı baskı altında tutan devletlerin iç politikalarında devrimci ve reformist hareketleri destekleyerek ve bu hareketlerin kendi ülkelerinin iç politikalarında etkin olmalarını sağlayarak ve bu temelde iç politik rekabeti körükleyerek,bölgede devletlerin PKK'yi bastırma yeteneklerinin zayıflatılmasını hedeflemektedir.Örneğin Türkiye'de HDP gibi.
12-AKP ve KDP'nin PKK'ye karşı stratejik bir ilişkiye girmesi,Irak'ı zayıflattığı için İran'ı ve Suriye'yi rahatsız eder,yine bölgede dengeleri aşırı sarsacağı için Batı'yı da rahatsız eder.PKK'nin bu ilişkiye karşı hem Rusya-İran-Suriye hem de ABD-AB-İsrail ile taktik ilişki yönü açıktır.
13-KDP'nin AKP'ye fazla yanaşması,Güney Kürdistan iç siyasetinde çatlaklıkların oluşmasına neden olur.KDP'nin YNK ve Goran Hareketi ile ilişkileri daha sorunlu hale gelir.Kuzey Kürdistan'da PKK'yi zayıflatma stratejisi izleyen bir KDP,Güney Kürdistan'da PKK'nin kendisini zayıflatma siyaseti ile karşılaşır.

PKK'nin kendisini her iki emperyalist kampın ve onların bölgedeki yerel uzantılarının tam ortasına stratejik olarak konumlandırması ve bu temelde çok esnek bir hareket tarzına sahip olarak, "belirsizliğin stratejik bir güç" olarak kullanıldığı bir siyaset uygulaması karşısında,çok sınırlı bir ilişkiler sistemine kendisini hapseden AKP ve KDP tek kelime ile zavallı konumdadırlar. Bu iki siyasi eğilimi  bir araya getiren PKK karşısındaki yalnızlıkları ve korkularıdır.

PKK'nin Ortadoğu'daki bu stratejik konumlanması,iki emperyalist kamp arasında paylaşılmış olan ve halkların bastırılması üzerine oturan Ortadoğu Güç Dengesini ve kendilerini bu dengeye bağlayan AKP ve KDP gibi güçlerin çözülmesini de hedeflemektedir.

IV-AKP-KDP Stratejik İttifakının Çerçevesi


AKP ile KDP'nin PKK karşısında, tarihsel zemin kaybından dolayı stratejik bir ittifaka girmeleri,her ikisinin tarihsel çıkarlarının ve hedeflerinin yüzde yüz örtüştüğü anlamına gelmez.Hatta bu iki siyasi eğilimin birbirine taban tabana zıt hedefleri dahi vardır.Örneğin KDP'nin asıl amaçlarından bir tanesi Güney Kürdistan'ın bağımsız bir devlet haline gelmesidir, ki AKP'nin Türk iç politikasından dolayı bunu kabul etmesi mümkün değildir.

Stratejik bir ittifak temelinde, ortak bir düşmana karşı bir araya gelen güçler, ortak çıkarların dışında birbirlerinin aleyhine olan farklı hedeflerini sınırlandırmak için de birbirlerine karşı önlemler alırlar.Hiç kuşkusuz hem AKP'nin hem de KDP'nin bu noktada birbirlerine karşı aldığı ya da alacağı önlemler vardır.AKP-KDP stratejik ittifakında taraflar açısından bütün sorun,PKK'ye ortak bir darbe indirirken oluşacak olan boşluğu kim daha fazla dolduracaktır.PKK'nin zayıflatılmasını KDP, Güney Kürdistan'ı bağımsızlığa götürecek ve Kürdistan'ın diğer parçalarında KDP'nin daha da güçlenmesine yolaçacak bir stratejik hedefe bağlamak istemektedir.

AKP ise PKK'nin zayıflatılmasını,Türkiye'nin bölgede daha da güçlenmesine ve bu temelde bölge devletleri ve Batı ile güçlü siyasi ilişkilerin oluşmasına yolaçan ve hiçbir gücün kendisinden bağımsız bir bölge politikası oluşturamayacağı bir potansiyeli elde etmeye bağlamak istemektedir.Bu gücü elde ettikten sonra da bu avantajını  bölgede Kürt bağımsızlık hareketlerini kontrol altında tutmak için kullanmak isteyecektir, ki bu noktada  KDP'yi sınırlandırmak için de bunu kullanmak isteyecektir.

AKP-KDP stratejik ittifakındaki bu noktayı gözönünde bulundurarak, bu ilişkinin çerçevesi hakkında kısaca şu tespitler yapılabilir:
1-AKP,KDP'nin PKK tarafından giderek "Demokratik Özerklik" temelinde kuşatıldığı korkusunu körükleyerek onu kendi yanına çekerek PKK'ye karşı KDP üzerinden bir cephe açmak istemektedir.Böylece PKK'yi daha fazla düşman ile meşgul ederek güçten düşürmek istemektedir.
2-KDP PKK'nin kendisini "Demokratik Özerklik" temelinde giderek kuşatmakta olduğu gerçeğini kabul ederek,gelecekte daha kötü bir stratejik pozisyona düşmemek için önlem olarak PKK'yi dengeleyecek bir politikaya el atmaktadır.Türkiye-Güney Kürdistan eksenini geliştirerek ve Kuzey Kürdistan'da PKK'yi zayıflatarak PKK'nin Kürdistan genelinde büyük bir güç elde etmesini önlemek istemektedir.Özellikle Türkiye-Güney Kürdistan eksenini güçlü tutarak,PKK'nin Rojhilat'da elde edeceği bir başka özerkliğin, Rojava ile tam bağlantısını kopararak her iki parçanın kendisi üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlandırmak istemektedir.KDP için Türkiye ile stratejik ittifak,Rojava ile Rojhilat'ı dikey olarak bölen ve bu iki parçayı birbirinden tecrit eden bir hat olarak düşünülmektedir.
3-KDP'nin PKK'yi Kuzey Kürdistan'da zayıflatma politikası,AKP'nin PKK'yi tasfiye etme stratejisi ile örtüşmektedir.Bu temelde AKP "Türkiye KDP"sinin Kuzey Kürdistan'da gelişmesini desteklemektedir.Böylece PKK-KCK-BDP tabanını bir yandan KDP,Hizbullah,Fetullah Gülen Cemaati ve kendi partisi aracılığı ile kuşatmak ve etkisiz hale getirmek istemektedir.Özellikle BDP içerisinde KDP'ye yakın unsurları etkileyek bir bölünme yaratmak istemektedir.
4-KDP Türkiye ile stratejik bir ilişki geliştirerek bir yandan ABD'nin çekilmesinden sonra özellikle İran ve Irak karşısında ortaya çıkan yalnızlığını Türkiye ile dengeleyerek güvenlik sorununu en aza indirgemeye çalışırken, öte yandan da Türkiye ile petrol ve gaz anlaşmaları imzalayarak Irak'a hem alacakları noktasında baskı uygulamakta hem de Irak ve İran'ın fazla üzerine gelmesini önlemeye çalışmaktadır.
5-Türkiye bu stratejik ittifak ile Güney Kürdistan petrol ve gazını daha fazla elde ederek enerji kaynaklarını çeşitlendirerek, Rusya ve İran'a fazla bağlanmamayı elde etmek istemektedir.Böylece enerji kavşağı ya da koridoru konumunu güçlendirerek hem enerjiyi ucuza elde etmek hem de bu sayede bögede jeopolitik konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır.
6-KDP Türkiye ile ilişkilerini stratejik bir boyuta taşıyarak iki hedef peşindedir:
a-Petrol ve gaz aracılığı ile Türkiye'yi kendisine bağlayarak ve ona yakın durarak,İran ve Irak'ın iç karışıklıklardan dolayı zayıfladığı bir konjonktürde bağımsızlığa gitmek.İran,Irak ve Suriye iç karışıklıklardan dolayı bağımsızlık için tehdit olmaktan çıkınca,Türkiye'nin bağımsızlık önünde engel olmaktan çıkarılmasını da petrol ve gaza olan bağımlılığı aracılığı ile yapmak istemektedir.
b-Eğer konjonktür bağımsızlık için uygun değilse,Türkiye ile stratejik ilişkilerini kullanarak,zamanla Irak'ın federasyonu olmaktan çkarak "Türkiye'nin Federasyonu" haline gelmek ve bu temelde Kürdistan'ın petrol ve gaz gelirlerini eşit bir şekilde bölüşmek.Böyle bir bölüşümde Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) petrol ve gaz gelirlerinin % 83'ünü Irak'a vermekten kurtulur ve kendi %17'lik payını % 50 hatta daha fazlasına yükseltir. Türkiye ise tamamen enerji bağımsızlığına kavuşur.

AKP ile KDP arasındaki stratejik işbirliğinin genel çerçevesini kısaca bu şekilde  belirtmek mümkündür.

V-Sonuç


AKP ve KDP'nin giderek ilişkilerini stratejik bir düzeye yükseltmeleri, gerek Kürdistan ve Türkiye'nin gerekse de bölgenin kısa ve orta dönemde önemli tarihsel gelişmelere gebe olduğunun da bir göstergesidir.

Bu iki gücün PKK'yi baskı altına alma girişimleri ve PKK'nin buna vereceği politik karşılık, bölgede başka politik fay hatlarını köklü bir şekilde harekete geçirecek bir yapıya sahiptir.Unutmamak gerekir ki Suriye İçsavaşının bu kadar şiddetli olmasının nedeni, Türkiye'nin Rojava'da PYD-PKK'yi durdurmak istemesinin ve Kürtlerin Kürdistan'ın bu parçasında statü kazanmasının önlemek istemesinin sonucudur.

Türkiye Suriye'de yanlış bir hesap yaparak ve çok hızlı bir şekilde Esad rejiminden daha gerici olan Müslüman Kardeşler-El Kaide'ci örgütler blokunu destekleyerek Esad rejimini hızlı düşürerek ve daha sonra bu gerici güçlere dayanarak Rojava'da katliam yapma politikası hedeflemişti. Ancak Esad'ın düşürülememesi ve PYD'nin tarafsız bir politika izleyerek kendisine saldırmayan Esad rejimine yönelmemesi, gerici muhalefetin güçlerinin bölünmesine neden olmuştur. Türkiye'nin bu politikası Rusya,İran,İrak ile arasının açılmasına neden olmuştur.

AKP'nin KDP'ye stratejik bir temelde yanaşması ve Güney Kürdistan'ı ekonomik,politik ve askeri olarak tamamen Türkiye'ye bağlama girişimi,Türkiye'nin dış politikasına Suriye'den çok daha kötü bir etkiye yolaçacaktır. Türkiye-Güney Kürdistan stratejik yakınlaşması tek PKK'yi değil ama başta Irak ve İran olmak üzere Rusya,Çin ve Suriye'yi de rahatsız etmekte ama en önemlisi ABD başta olmak üzere İsrail ve Avrupa'yı da rahatsız etmektedir.

AKP-KDP ittifakının bölgede PKK'nin Realpolitik'ini dengeleme ve de onun Ortadoğu'da politik yükselişini durdurma kapasitesi yoktur.Tam tersine bölgedeki çelişkileri daha da keskinleştirme potansiyeline sahiptir.






|
_ _