[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-06-2022 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 36 (4) }
| Devrimci Bülten
AVRUPA BİRLİĞİ VE GÖÇMEN İŞÇİLER SORUNU

A.H.YALAZ




1 Mayıs 2004’ de 10 yeni devletin katılımıyla birlikte, Avrupa Birliği , nüfus bakımından (450 milyon) dünyanın en büyük kapitalist ekonomik bloğu durumuna geldi. Avrupa Birliği’ni, ‘Kuzey Amerika Serbest Ticaret Alanı’ (NAFTA) gibi diğer bölgesel ekonomik bloklardan ayıran en önemli özelliklerden biri onun, aynı zamanda politik bir birlik olmasıdır. Avrupa Birliği, konumuz açısından, bir başka bakımdan da kendine özgüdür. Onu oluşturan üye devletlerin yurttaşları Avrupa Birliği sınırları içinde serbest dolaşım ve yerleşme hakkına sahiptir.
Varolan durumuyla Avrupa Birliği, karakteri gereği büyük sermayenin, özellikle de büyük ulus-üstü kapitalist şirketlerin egemen ekonomik güç oldukları ve onların çıkarlarını temsil eden kapitalist devletlerin “birliğidir”.  Kapitalist gelişme sürecinde son derece ileri bir aşamayı temsil eden Avrupa Birliği, aynı zamanda Avrupa çapında birleşik bir komünist ve işçi hareketinin, enternasyonalci sosyalist savaşımın gelişmesi için kimi nesnel ve öznel koşulların da oluşması demektir. Komünistlerin ve genel olarak kapitalizm karşıtlarının istençleri dışında ortaya çıkan bu durumdan komünist devrimci savaşım için yararlanmak ve sosyalist devrimi kıtasal düzeyde de örgütlemeye çalışmak gerekir.
Dünya sosyalist sisteminin bir parçası olan sosyalist Avrupa Birliği’nden  yana olan komünistler olarak, yalnızca ilkesel karşı çıkışla ve sosyalist karşı propagandayla yetinemeyeceğimiz bir tarihsel sürece tanık oluyoruz. Bu sürecin içindeyiz. Sermayenin “Avrupa Birliğini” yıkarak yerine emeğin “Avrupa Birliğini” kurmak istiyorsak eğer, varolan durumdan hareket etmek zorundayız. Kapitalist gelişme bizi böylesi bir durumla karşı karşıya bıraktı. Yapılması gereken varolan durumun teorik çözümlemesini yaparak gerekli olan ideolojik-teorik, politik ve örgütsel sonuçları çıkarmak ve ona göre davranmaktır. Teorimiz verili durumu yansıtmalı ve aynı zamanda bu durumun nasıl değiştirilebileceğini ortaya koymalıdır.  Nesnel gerçeklik teoriye uygun düşecek biçimde kurgulanmaya çalışılmamalı; tam tersine  teorimiz nesnel gerçekliği yansıtmalıdır. Burada da felsefedeki yansıtılan-yansıtan diyalektiği karşısında buluyoruz kendimizi.
 Sorun, komünistlerin ve sınıf bilinçli proletaryanın kapitalist gelişme sürecinin bu son derece özel aşamasında hesaba katılır, etkin örgütlü özneler olup olamayacaklarıdır. Farklı etnik kökenlerden işçiler arasında var olan ya da ortaya çıkacak iş rekabeti , etnik anlaşmazlıklar vb. kimi etmenlere karşın, birçok etnik kökenden on milyonlarca işçinin, ortak sınıf örgütlerinde birleşmeleri ve kapitalist sisteme karşı ortak savaşım yürütmeleri için varolan durumdan en  büyük ölçüde yararlanılmalıdır. Emek-gücünün hareketliliği sorununun ele alınışı bu bakımdan özel bir önem taşır.
Bu yazının ana görevi, tarihsel-toplumsal olarak ilerici bir olgu olan “modern zorunlu göç” sorununun genel teorik konuluşunu gerçekleştirmektir. Kapitalist Avrupa Birliği düzeyinde göçmen işçilik sorunu ve işçi ve komünist hareketin durumunun ele alınması başka yazıların konusu olacaktır.

Tarihsel-Toplumsal Olarak İlerici Bir Olgu: “Modern Zorunlu Göç”1

Emek-gücünün dünya pazarında hareketi, başka sözcüklerle göçmen işçilik olgusu, çok yönlü irdelenmeyi ve tartışmayı gerektiren bir konu. Emek-gücünün uluslararası meta durumuna gelmesinin toplumsal-ekonomik nedenlerinden işçiler arasındaki rekabete, göçmen işçilerin geldikleri ülkelerle ilişkilerinden bulundukları ve bir parçasını oluşturdukları toplumla ilişkilerine, onların politik eğitimi ve politik örgütlenmesinden dünya sosyalist devrimi sürecinde taşıdığı anlam ve öneme kadar... Uluslararası işçi sınıfı hareketi ve dünya sosyalizmi uğruna savaşım açısından büyük önem taşıyan göçmen işçilik olgusunu bütün yönleriyle ve ayrıntılı olarak incelemek bu yazının çerçevesinin dışına çıkar. Bu nedenledir ki, sorun, asıl olarak, göçmen işçilerin politik eğitimleri ve politik örgütlenmeleri bakımından ele alınacaktır.
Burada kendimizi kapitalizmde emek-gücü göçüyle sınırlamak durumundayız. Kapitalizm öncesi göç  hareketleri konu konumuz dışında kalıyor.
Kapitalizmin ortaya çıkış sürecinin aynı zamanda emek-gücünün meta durumuna geliş süreci olduğu biliniyor. Kapitalist üretimin diyalektiği emek-gücünü (işgücünü) "ulusal meta" olmaktan çıkardı, özellikle emperyalist-kapitalizm aşamasında, uluslararası  meta durumuna dönüştürdü. Kapitalizm, ulusal pazarları tek bir dünya pazarına dönüştürmek yoluyla, yalnızca maddi ürünleri değil, kendi değerinden daha büyük bir değer yaratmaya yetenekli tek meta olan emek- gücünü de dünya pazarında dolaşıma soktu. Üretim güçlerinin nüfusa baskısı,  Marksın kullandığı ifade ile "modern zorunlu göç"e neden oldu. Bir meta olarak emek- gücü, fiyatının, eş deyişle ücretin, dünya ortalamasının üstünde olduğu ulusal pazarlara doğru aktı. Anlaşılacağı gibi, uluslararası kapitalist ekonomik işbölümü ne oranda gelişirse ,emek-gücü de o oranda uluslararası ölçekte meta olma niteliğini güçlendirir. Üretim güçlerinin ulusal sınırlara sığmayacak denli yüksek gelişme düzeyine ulaştığının göstergelerinden biridir bu.

xxx

"Modern zorunlu göç"ün dünya proletarya diktatörlüğü ve dünya sosyalizmi uğruna savaşım bakımından anlamı nedir? İyi midir, kötü müdür? Birçoğu tarafından garip karşılanabilecek bir soru. Yurtlarını terk etmek zorunda kalmış, sıla özlemi çeken,yaz tatilinin gelmesini dört gözle bekleyen insanlara sorulacak sorumudur bu, diye soranlar çıkacaktır. Milliyetçi bilincin ya da milliyetçi ideolojinin etkilerinin sordurduğu böylesi bir soruya karşın, bir komünistin, bir enternasyonalcinin bu soruya yanıtı  "bütün sonuçlarıyla olmasa da iyidir" ya da genel olarak iyidir” olacaktır, olmalıdır. Evet, modern zorunlu  göçün genel olarak ilerici bir niteliği, ilerici bir anlamı vardır; çünkü, birçok ülkeden işçileri, özellikle ileri kapitalist ülkelerde, fabrikalarda, madenlerde ,ulaştırma, haberleşme, vb. işletmelerde birleştirir. "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin” şiarının gerçekleşmesinin özgün bir biçimidir bu.
İşçi sınıfı hareketinin özünde uluslararası olan karakteri, işçi göçü ile daha da güçlenir; dünya sosyalist devrimi ve dünya sosyalizmi uğruna savaşım ve proletarya enternasyonalizmi,daha önce tanık olunmadığı  ölçüde, güç kazanır. Üretim güçlerinin -insan da bir üretim gücüdür- ulusal sınırları aşıp uluslararası üretim güçlerine, dünya ölçeğinde üretim güçlerine dönüşmeleri tarihsel olarak devasa bir ilerlemedir, dünya komünizmine doğru atılmış büyük bir adımdır. Kim ki bunun devasa önem taşıyan ilerici karakterini anlamıyor ve "zavallı göçmen işçiler" edebiyatı yapıyorsa ya gericidir, ya da burjuva milliyetçi ideolojinin ciddi olarak etkisi altındadır. İşçi sınıfı hareketinin ve komünist hareketin özünde uluslararası olan karakterini anlamamış demektir.
Unutulmamalıdır ki, kapitalist üretimin uluslararası karakteri (bu üretim güçlerinin ve dolayısıyla üretim ilişkilerinin uluslar arası karakter kazandığı anlamına gelir) ve uluslararası ekonomik işbölümü ne oranda güçlenir ve genişlerse, dünya kapitalizminin çöküşü ve dünya komünizminin zaferi o ölçüde yakınlaşır.  
İnsanları toplumsal-politik çevrelerini (yurtlarını) terk etmeye zorlayan ekonomik nedenleri açıklamak, yürürlükte olan ekonomik sistemi eleştirmek ve teşhir etmek anti-kapitalist bir görevdir. Ancak işi ulusal dar görüşlülüğe,  milliyetçiliğe vardırmamak gerek. Üretici güçlerin ulusal sınırları aşması nasıl ki ekonomik hareket yasalarının işleyişlerinin bir sonucu, bir zorunluluk ise, bu güçlerin öğelerinden olan emek-gücü sahiplerinin de ulusal sınırları  aşması ve değişik uluslardan işçilerle kaynaşmaları da bir zorunluluktur. Üretim güçlerinin gelişmesini isteyip de devlet sınırlarını, şu bir zamanlar olmayan ve gelecekte de ortadan kalkacak olan sınırları, aşmalarına karşı çıkmak gericiliktir. "Modern zorunlu göç", ulusal sınırları aşmış kapitalizme karşı  uluslararası sınıf savaşımının, anti-kapitalist savaşımın aynı fabrikalarda.madenlerde vb. yan yana çalışarak, aynı sendikalarda ve aynı komünist partilerinde ve diker tür sınıf örgütlerinde birlikte örgütlenerek yürütülmesi olanağını yaratır.
Yalnızca dünya kapitalizmi koşullarında değil, dünya sosyalizmi koşullarında da emek-gücü hareketine karşı çıkmak gericiliktir. Dünya proletarya diktatörlüğü sisteminde komünist topumun dünya ölçeğinde kuruluşu süreci "herkes kendi ülkesinde" sloganıyla ilerlemeyecektir. Dünya komünist toplumunun kuruluşu nerede gereksinim duyuyorsa, emek-gücü bilimsel bir ortak plan uyarınca, oraya aktarılacaktır.Yaşamsal öneme sahip bir farkla ki, dünya sosyalizmi koşullarında emek-gücü meta karakterini yitirecektir.
Bir meta olarak emek-gücünün dünya pazarında dolaşımının ilerici bir gelişme olduğu), değişik uluslardan proleterlerin enternasyonalci komünist eğitimi, örgütlenmesi ve savaşımı için nesnel koşulların daha da olgunlaşmasından da anlaşılır olmalı. "Modern zorunlu göç", değişik uluslardan işçilerin yalnızca tek tek ülkelerde marksist-leninist komünist partisi dahil olmak üzere ortak sınıf örgütlerinde birleşmeleri için nesnel koşulları hazırlamakla kalmaz, aynı zamanda bütün ülkelerin işçi sınıflarının  dünya ölçeğinde komünist örgütlenmelerinin, dünya komünist partisinin kurulmasının nesnel ve öznel koşullarının olgunlaşma surecini de hızlandırır.
Burada, kısaca da olsa, göçmen işçilerin bulundukları ülkelerde toplum tarafından özümlenmeleri üzerinde duralım. Değişik uluslardan işçilerin kaynaşmaları ya da göçmen işçilerin, ulusal özelliklerini yitirerek bulundukları ülkelerdeki isçi sınıfı içinde -onlar zaten bu sınıfın organik bir parçasıdırlar- erimeleri, demokratik bir ortamda gerçeklemesi koşuluyla, ilerici bir nitelik taşır. Aynen, demokratik bir ortamda, zorlamaya "dayanmayan toplumsal-politik koşullarda bir ulusun diğer bir ulus tarafından asimilasyonu (özümlenmesi) gibi.  Bu, bütün uluslardan işçilerin dünya ölçeğinde birleşik tek bir sınıf oluşturmaları  yönünde, kapitalist sistem koşullarında ileriye doğrul atılmış bir adımdır. Komünistler, işçilerin ulusal özelliklerinin ne olursa olsun korunmasından yana olamazlar. Onlar, ulusların, ulusal sınırların, bütün uluslardan işçiler arasında varolan ulusal çitlerin ortadan kalkmasını savunurlar. Onun içindir ki, zora dayanmaması koşuluyla asimilasyona karşı çıkmak, ne tür gerekçe ve niyetle olursa olsun gericiliktir. Türkiye ve Kuzey Kürdistanlı komünistler, Türk ve Kürt işçilerinin ulusal özelliklerinin korunması için çalışmazlar, bunu görev edinmezler.Onlar en çok, göçmen işçiler için, kapitalizm koşullarında olanaklı. olabilecek en geniş
demokratik haklar isteminde bulunurlar.
xxx

Göçmen işçilerin, göçmen olmaktan kaynaklanan özgül sorunları ve özgül istemlerinin olduğu her türlü kuşkunun ötesindedir. Onların politik eğitim ve politik örgütlenme sorunları ele alınırken özgül sorunlar ve özgül istemler her zaman için hesaba katılmak zorundadırlar. Ne var ki, bu sorunlar ve istemler, aynı devlet sınırları içinde bulunan bütün işçilerin sınıf savaşımının genel sorunları ve istemlerinden, genel çıkarlarından yalıtılarak ele alınamazlar; tam tersine onlara bağlı kılınmak zorundadırlar. Tersi durumda bütün uluslardan işçilerin aynı devlet sınırları içinde tek ve bölünmez bir sınıf oluşturdukları gerçeğine ve bu sınıfın genel çıkarlarına zarar verilmiş olunur. İşçiler arasında zaten varolan bölünme, güven eksikliği, rekabet, vb. gibi sınıfın savaşım ve örgütlenme yeteneklerinin özgürce gelişmesinin önündeki engeller güçlendirilir.  
Göçmen işçilerin politik eğitimleri ve politik örgütlenmeleri, özgül sorunlar ve özgül istemler temelinde yapılamaz. Batı-Avrupa’nın  ileri kapitalist ülkelerinde sosyalist devrim programının demokratik istemleri arasında bulunması gereken istemler özel bir program durumuna getirilemezler. Öncelikle kavranması gereken odur ki, göçmen işçiler, emek-güçlerini pazarladıkları ve yaşadıkları ülke sınırları içinde  varolan işçilerle ulusal  farklılıklara, devlet vatandaşlığı farklılıklarına karşın tek ve bölünmez bir sınıf oluştururlar. Onlar ayrı bir sınıf  ya da toplumsal bir katman oluşturmazlar; bulundukları ülkedeki sınıfın bir bölümüdürler, yoksa geldikleri ülkedeki sınıfın bir bölümü değil. (Gerçi, örneğin Türkiye'den -bir devletin sınırlarını anlatmak için kullanıyorum bu ismi- gelen işçilerin büyük bir bölümü bakımından garip bir çelişki vardır. Batı-Avrupa'da işçi, Türkiye’de mülk sahibidir, küçük-burjuvadır. Eğer geri dönerse yaşamını işçi olarak sürdürmek niyetinde değildir. Ne var ki, toplumsal konumun belirlenmesinde geçimin nasıl sağlandığı temel ölçüt olduğundan ve emek-gücünü satarak geçimini sağladığından  toplumsal konum bakımından işçidir. Bu durum geri döndüklerinde geçimlerini işçi olarak sağlama düşüncesinde olmayan bugünün işçilerini, emek-güçlerini sattıkları ülkelerde sosyalizme kazanmanın anlam ve önemini anlatır sanırım. Bugünün sınıf  kardeşinin yarının, en iyi olasılıkla müttefiki olması istenmiyorsa bulunulan ülkede elden gelenin azamisi yapılmak zorundadır.)
Uzunca bir parantezden sonra devam edelim. Yukarıda açıklanan nesnel konumları nedeniyle, göçmen işçiler, bulundukları  ülkelerde burjuvazi-proletarya çelişkisinin ikinci yönü içinde yer alırlar. Onlar anti-kapitalist savaşımın ikincil unsurları ya da yedek güçleri değil, kapitalist burjuvaziye karşı ekonomik ve politik sınıf  savaşımının öznesidirler, doğrudan yürütücüleridirler.
Göçmen işçiler, uluslararası  burjuvazinin öncelikle ulus ortaklığı olan bölüğüyle değil, emek-güçlerini sattıkları, sömürüldükleri, politik olarak kapitalist egemenlik altında. tutuldukları ülke burjuvazisi ile hesaplaşmak zorundadırlar. Hele bu burjuvazi emperyalist burjuvazi ise, daha büyük bir anlam ve önem taşır bu hesaplaşma- dünya gericiliğinin ana direğini “evinde” yıkmak. Burada göçmen işçinin “kendi” burjuvazisi artık ulus ortaklığı olan burjuvazi değil, emek-gücünü satın alan, ama ulus ortaklığı olmayan burjuvazidir. Örneğin, Almanya’da çalışan bir Yunanlı işçinin “kendi” burjuvazisi Alman tekelci burjuvazisidir. Paradoks gibi görünür; ama değildir. Proletarya enternasyonalizminin gerekleri bakımından, göçmen işçiler, işte bu yeni “kendi” burjuvazisi ile hesaplaşmak durumundadırlar. Emperyalist zinciri bulundukları  ülkelerde kırmak enternasyonalci görevi ile karşı karşıyıdırlar.
Göçmen işçilerin nesnel koşullarından anlaşılması gereken odur ki, politik eğitim ve politik örgütlenme sorunları söz konusu olduğu sürece geldikleri ülkedeki değil, bulundukları ülkedeki sınıf savaşımının gerekleri karşılanmak zorundadır. Örneğin, Türk ve Kürt uluslarından ve ulusal azınlıklardan Türkiyeli işçilerin politik eğitim ve politik örgütlenmeleri Türkiye devrimi gerekleri bakımından yapılamaz. Ne tür gerekçe ile olursa olsun ("geri dönecekler", vb.) onları geldikleri ülkenin işçi sınıfının bir bölümü  olarak kabul etmek ve bu anlayışla onları eğitme ve örgütleme çalışması yapmak komünist-enternasyonalci bir çalışma değil, milliyetçi-bölücü bir çalışmadır. İşçi sınıfının bölünmüşlüğüne katkıda bulunmak, uluslararası kapitalizme yardımcı olmak demektir. Proleter enternasyonalci ruhtan yoksun böylesi milliyetçi bir politika en amansız eleştirileri hak eder.
Unutulmaması gereken bir nokta odur ki, göçmen işçilerin ve onların özgül sorunları ve özgül istemlerinin varlığı, göçmen işçilerin geldikleri ülkenin komünistleri için yurtdışını başlı başına özel bir çalışma alanı olarak kabul etmeyi gerekli kılmaz. Ne özgül sorunlar ve özgül istemler, ne de ulus ve devlet vatandaşlığı farkları göçmen işçilerin ayrı politik eğitimleri ve politik örgütlenmelerini gerektirir. Belirli bir devletin sınırları içinde bütün işçiler sendikalardan komünist partisine kadar aynı sınıf örgütlerinde örgütlenmelidirler. “İşçilerin vatanı yoktur” şiarında iyi bir anlatımını bulan proletarya enternasyonalizmi ilkesi bunu emreder.
Göçmen işçilerin politik eğitimleri ve politik örgütlenmeleri çalışmasında bir dizi güçlükle karşılaşılır. Marksizm-Leninizm biliminin ilkelerinin yol göstericiliğinde  bu tür sorunların  çözüm yolları bulunur. Yeter ki, milliyetçi etkiler aşılsın. Yeter ki, işin kolayına (!) kaçılmasın.
Göçmen işçiler sorununda proleter enternasyonalci politika, onların geldikleri ülke gerçekleri üzerine bilgilendirilmelerini ve oradaki işçilerle enternasyonalci dayanışmalarının örgütlenmesini ne küçümser ne de dıştalar. Bunları gerçekleştirmenin yolları vardır; ama bunlardan biri bölücü, küçük-burjuva milliyetçi politik çalışma olamaz.
Göçmen işçiler arasında komünist politik kitle çalışması yapması gereken örgüt, ilgili ülkedeki komünist partisidir. Komünist parti ya da örgütlerin olmaması ya da göçmen işçileri örgütlemeye yanaşmamaları, onlar arasında ayrı komünist politik örgütlenmeyi haklı çıkarmaz. Gelinen ülkede devrimi örgütlemek ve yönetmekle yükümlü olan bir komünist parti ya da örgüt, “ne yapalım başka çare yok” kolaycılığıyla, örneğin, Türkiye'nin İstanbul’unda kitle çalışması yapar gibi, Almanya’nın Köln kentinde göçmen işçileri kendi dar anlamda örgütlerinde örgütlemeye çalışmaz. Varsayalım ki, bütün uluslardan komünistler böylesi bir politika kabul etti. Şöyle bir durumla karşılaşırız: aynı fabrikada uluslara göre örgütlenmiş ayrı fabrika hücreleri, ayrı fabrika komiteleri ve uluslara göre bölünmüş görevler ve kitle çalışması. Yani tam ve korkunç bir bölünmüşlük!
İlgili komünist parti ve örgütlerin eleştiri ve olumlu örnek ile doğru  anlayışları benimsemelerine çalışmanın yanı sıra, göçmen işçilerin politik eğitimlerine ve politik örgütlenmelerine, asıl olarak bulunulan ülke devriminin programı temelinde, yardımcı olmak yurtdışı görevlerinden biri olarak kabul edilir. Çoğu kişiye gerçekleştirilmesi olanaksız gibi gelir bu; ama soruna milliyetçi-grupçu  bir ruhla değil de, proleter enternasyonalci bir ruhla yaklaşıldığında öyle olmadığı. görülür. Zordur; ama olanaksız değildir. Bulunulan ülkelerde, ülke devrimi perspektifiyle göçmen işçiler arasında komünist politik kitle çalışması yapan ve göçmen işçilerden oluşan özel örgütlenme biçimleri gerçekleştirilebilir. Bunlar göçmen işçileri sosyalist eğitim dernekleri, işçi kulüpleri, işçi dernekleri vb. biçimlerde örgütleyebilirler. Böylesi örgütlenmeler diğer uluslardan göçmen işçiler ve yerli işçilerle birlikte oluşturulmaya çalışılır. Böylece, yoksa,komünist hareketin örgütlenme koşulları olgunlaştırılmaya çalışılır; varsa, ilgisiz kalan ülke komünistleri göçmen işçiler arasında çalışmaya zorlanabilir. Burada vurgulamakta yarar var ki, komünist örgüt ya da parti kurma görevi yalnızca ülke komünistlerinin ya da yerli işçilerin değil, göçmen işçilerin ve ülkede özel olarak görevli olan komünistlerin de görevidir. Tersi bir görüşün, işçi sınıfı hareketi ve komünist hareketin özünde uluslararası olan karakteri ve proletarya enternasyonalizmi ile ilgisi yoktur. Diğer ülkelerden komünistlerin burada yardımcı bir rol üstlenmeleri bu anlayışla çelişkili değildir.
Göçmen işçilerin politik eğitimleri ve politik örgütlenmeleri zordur. Ne var ki, kapitalizme karşı savaşımda kolay olan bir iş de yoktur!

(1)Bu bölüm, kimi dil düzeltmeleri yapılmış durumuyla, aynı başlığı taşıyan 12 Şubat 1989 tarihli yazının aynısıdır.

|
_ _